İşte Saray’a giden CHP’li!

Yayın Tarihi 27 Kasım 2019

Şu “Saray’a giden CHP’li” konusunda yazmak ne kadar zor bir şey. Çünkü her kafadan bir ses çıkıyor ve bu konuyu yazmayan neredeyse yok gibi. “Saray’a giden CHP’li”yi yazmak zor ama anlamsız değil; bu yüzden ben de yazacağım şahsen, çünkü, herkes bir şeyler biliyor ve yazıyor ama siz siz olun, bin bile bilseniz, bir bilene yine de kulak verin; belki benim bildiğim bir, onların bildiği binin içinde yoktur (aslında asla yoktur!), farklı bir şey okumakla yeni bir şey bulabilirsiniz…

Şu “Saray’a giden CHP’li” konusunda yazmak ne kadar zor bir şey.

Çünkü her kafadan bir ses çıkıyor ve bu konuyu yazmayan neredeyse yok gibi.

Saray’a giden CHP’li”yi yazmak zor ama anlamsız değil; bu yüzden ben de yazacağım şahsen, çünkü,

herkes bir şeyler biliyor ve yazıyor ama siz siz olun, bin bile bilseniz, bir bilene yine de kulak verin; belki benim bildiğim bir, onların bildiği binin içinde yoktur (aslında asla yoktur!), farklı bir şey okumakla yeni bir şey bulabilirsiniz…

 

Algı operasyonu” denen şey konusunda üniversitelerde tez konusu olabilecek bu süreç ile ilgili notlarımı arz edeyim:

 

* Evet bir operasyon var ama kime karşı olduğu kişiden kişiye değişir; Başkan Erdoğan’a karşı mı, CHP’ye karşı mı, Kılıçdaroğlu’na karşı mı, Muharrem İnce’ye karşı mı, Rahmi Turan’a karşı mı, yoksa… basına karşı mı?

* Olayın fitilin ateşleyen adam, Rahmi Turan abimiz dünkü yazısında olayın bütün taraflarından özür diledi. Bir sürecin “özür” ile noktalanmaya çalışılması ne kadar kötü bir şey (Yani bir insanın sonradan özür dileyeceği bir şey yapması ne kadar acı).

* Kılıçdaroğlu’nun en baştaki canlı yayında “böyle bir şey olmuş mudur?” çerçevesi içindeki bir soruya, “doğrudur” demesi, “evet kesinlikle, ben biliyorum zaten” anlamında değil, “olabilir, muhtemeldir” anlamındaydı. Ben şahsen ilk duyduğumda hemen öyle anladım zaten ama herkes “Kılıçdaroğlu biliyormuş” diye düşündü ve genel ortalama öyle kabul etti; elbette biliyorsunuz ki, “siyasetin kendine özgü anlamlar dayatan başka bir dili var.”

* Bu süreçte, koca koca gazeteciler arasından da kendisine pay kapmak isteyenler çıktı; “ben olsaydım yapmazdım” diyenler de oldu; “bana da bildirdiler ama ben yazmadım” diyenler de!

* Muharrem İnce tam bir “vakıa”! Çıktığı her yerde, ekranlarda-kürsülerde her fırsatta “size % 30’un üzerinde oy kazandırmadım mı!” diye diye bağırması çok itici. “Ben size leblebi gibi gol atmadım mı; hani benim paracıklarım?” diyen Yugoslavya’dan transfer eski forvetler gibi susmak bilmeden çene çalıyor! O da biliyor o aldığı oyun genel seçim oyu değil; cumhurbaşkanlığı için alınmış konsensüs oyu olduğunu ama yine de, bunu bile bile bağırıyor!

* Elbette İnce’nin CHP Genel Merkezi için söylediği şeylerde gerçeklik payı var! Ben şahsen yıllardır yazıyorum; CHP Genel Merkezi’nin oligarşik bir grup tarafından yönetildiğini! Ama diyeceksiniz ki, “halkın adamı” Kemal Kılıçdaroğlu buna neden izin veriyor? Game of Thrones’dan bir ifade ile yanıt vereyim, “göz yummak, ölmekten daha iyidir” de ondan. Dikkat! Bu ifade, Kemal Kılıçdaroğlu aleyhinde bir yaklaşım değildir; “göz yummak, ölmekten daha iyidir” çünkü bir gün gözünüzü açıp herşeyi düzeltebilme ve iyileştirme şansınız hala sürmektedir.

* Başkan Recep Tayyip Erdoğan, dün Katar dönüşü uçakta gazetecilerle sohbet ederken, Kılıçdaroğlu'nun istihbarat birimlerinin CHP'nin içini karıştırdığı iddiasıyla ilgili olarak "İstihbaratın öyle büyük işleri var ki böyle basit işlerle uğraşacak vakti mi var? Muharrem Bey senin içini gayet iyi anlatıyor. İstihbaratımıza gerek yok, Muharrem Bey yeter zaten" dedi. Hem CHP, hem de İnce açısından ne kadar zor bir durum!

 

Neyse, yeter bu kadar…

Arada, çok can alıcı bir yerde “Game of Thrones” dedim, yine benzer biçimde bitireyim…

Kış geliyor”…

Ama acaba kimin için?