İsrail politikasındaki tutarsızlıklar…

Yayın Tarihi 31 Ağustos 2016

Son yıllarda Türkiye dış politikasının önemli gündem maddelerinden birisi de İsrail-Türkiye ilişkileri…

İsrail’in bağımsız bir devlet olarak kurulmasının ardından İsrail-Türkiye ilişkileri genel olarak Filistin sorunu endeksli gelişti. Türkiye, Filistin sorununa yakın durarak İsrail ile ilişkileri genellikle bu perspektiften şekillendirdi.

Dönemsel krizlerin etkisiyle inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkiler; PKK ile mücadele, ABD ile ilişkilerin niteliği, Ermeni soykırımı meselesi gibi alanlarda işbirliği imkânlarına şahit oldu. Bugün itibariyle bakıldığında yine büyük bir kriz yaşayan İsrail-Türkiye ilişkileri, tüm bölgeyi tehdit eden istikrarsızlık karşısında yeni bir sınavdan geçiyor. Özellikle Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanan savaşlar ve bölgesel krizler Türkiye’yi diplomatik ilişkileri askıya aldığı ülkelerle yakınlaşma ve ilişkileri düzeltme konusunda harekete geçmeye sevk ediyor.

Türkiye’nin yıllardır izlediği İsrail politikasını analiz ettiğimiz de asıl sorunun iç politikaya dönük popülist yaklaşımlardan kaynaklandığını görmek zor olmasa gerek. Bu popülist yaklaşımlar ve politik tutarsızlıklar neredeyse Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı 1949 yılına kadar uzanmakta.

Bilindiği gibi Türkiye her ne kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Filistin’in bölünmesini öneren planına olumsuz oy vermiş olsa da, 1949 yılında İsrail’i tanıyan çoğunluğu Müslüman ilk ülke oldu.

Mesela Türkiye’nin de içinde yer aldığı 31 ülkeden oluşan OECD'de yeni üyeliğin onaylanması için, üye ülkelerin oybirliği gerekmektedir. 2009 yılında üyelik müzakereleri görüşmeleri sırasında yapılan Davos Zirvesi’nde İsrail eski Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e "one minute" çıkışıyla Filistin halkının yanında olduğumuzu göstersek de İsrail'in OECD üyeliğini engelleyecek bir girişimde bulunmadık. Türkiye veto hakkını kullanmış olsaydı, İsrail'in üyeliği gerçekleşmeyecekti. Şaşırtıcı değil mi?

Türkiye, bununla yetinmeyip 2016 yılında NATO'daki İsrail vetosunu da kaldırdı. NATO, İsrail'in temsilcilik açma talebine olumlu yanıt verdi. Karar Türkiye'nin vetosunu kaldırmasının ardından alındı. NATO'da üyeliği olmayan İsrail'e genel merkezde daimi bir ofis tahsis edildi.

Son on iki yılda İsrail’le ilişkiler, sadece ekonomik mutabakat zabıtlarıyla, savunma sanayii işbirliğiyle, silah alımı ihaleleriyle kalmadı. Son dönemde petrol ve doğalgaz ticaretiyle milyarlarca dolarlık ithalat yapıldı. İsrail’le ticaret rekor üstüne rekor kırdı.

Türkiye-Suriye sınırına 1959 yılında döşenen, Hatay'dan başlayıp, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak'a kadar uzanan 350 metre derinlikte ve 510 kilometre uzunluğunda 178 milyon 500 bin metrekare alanda yer alan mayınların temizliği konusundaki ihale İsrail firmalarının da yer aldığı bir konsersiyuma verildi.

Bu dönemde Türkiye’nin 34 ülkeye yaptığı ihracat İsrail’den yapılan ithalatın altında kaldı. Kürt petrolü önce Ceyhan’a oradan da gemiyle İsrail’in Aşkelon limanına yanaştı. Savunma sanayinde yapılan milyar dolarlık anlaşmaları da bunlara eklersek İsrail’e meydan okumaların, rest çekmelerin realitede hiçbir hükmünün kalmadığını ve benim ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız!

Sakın yanlış anlaşılmasın bir vatandaş olarak iki ülke dostluğunun ilerlemesi ve iki ülke menfaatlerinin artmasından son derece memnunum. İsrail halkının Türkiye’nin dostu olmaktan mutlu olduğunu da çok iyi bilmekteyim. İşte bu nedenle Türkiye'ye bölgede daha önemli görevler düşmekte. Türkiye Ortadoğu barışı konusunda etkili olmak, bölge ülkelerle sulh içinde kalmak, Ortadoğu’da önemli rol oynamak ve İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istiyorsa, hem İsrail hem de Arap dostu olmalıdır. İsrail konusunda 1949 yılından itibaren iç ve dış politikada sürdürülen din üzerinden yapılan bu ikiyüzlü politikalardan vazgeçmelidir.