İslam ahlakı ve İslam ahlakındaki bazı adaplar

Yayın Tarihi 20 Nisan 2021

Bilmemiz gereken önemli bir şey, İslam ahlakının tamamen Kuran’a dayanan bir ahlak oluşudur. İslam ahlakı, her yönü ile Allah tarafından vahiyle bildirilen davranış, tavır ve düşünüşlerden ibarettir. Bu bakımdan İslam ahlakı denildiği zaman, böyle bir düşünüş tarzı anlaşılmalıdır. Yani İslam ahlakının,Allah’ın emrettiği şeyleri yapmak, yasakladığı şeylerden de kaçınmak ve her şeyde, Allah’ın rızasını aramak olduğu bilinmelidir. Bu bakımdan bir Müslüman, ne yaparsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz, nasıl davranırsak daha hayırlı olur şeklinde düşünmek zorundadır. İslam ahlakı dediğimiz ahlakın özü bu anlayıştır.

Bugün, bu düşünceler içindeki bir Müslüman’ın, İslam’a göre yapılması gereken adaplar üzerinde duracağız. Adap dediğimiz, İslami kurallara dayalı davranış biçimleridir. Biz İslami deyişi kullanarak bu lafzı yani adap lafzını kullandık. Adap,İslami ahlak kuralları demek anlamına gelmektedir. Halkımız da adap kavramını çok kullandığı için, bugün bu konuyu işlemek istedik.

Ancak konuyu işlerken sadece içinde bulunduğumuz,köyü kenti değil, yani sadece kendi ortamımızı değil, ülkemizi tümüyle kapsayacak tarzda ve genel mahiyette bir bakışımız olacaktır.

 

MODERN HUKUK VARKEN YİNE DE İSLAM AHLAKINA İHTİYAÇ VAR MI?

Toplumsal görüşü söyleyeceksek, var görünüyor. Çünkü şu anda hemen hemen bütün dünyada ve tabi ki İslam âleminde, toplumsal yaşamı ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen iki çeşit kural var. Maddi kurallar dediğimiz yasalar, mahkemeler ve bu yoldaki uygulamalar. Bir de manevi kurallar dediğimiz dini ve ahlaki kurallar. Her iki kural çeşidi de yaşıyor. Bunu hepimiz görüyoruz ve biliyoruz. Bu durum da şunu gösterir. Demek ki, modern hukukun kuralları olduğu halde yine de İslami kuralara, İslam ahlakına ihtiyaç vardır. Eğer ihtiyaç olmasaydı toplum onu bırakır, siler atardı. İhtiyaç var ki yaşıyor ve yaşatılıyor.

Maddi diye nitelendirdiğimiz kanunlar, mahkemeler yolu ile para cezaları ve hapis cezaları verildiği halde toplumların suç işlemesine mani olunamıyor. Bugün görüyoruz ki, toplumun disipline edilmesinde, dini kurallar ve ahlaki kurallar da etkilidir. Dini kuralların etkili olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Bazı insanlarımız, Allah tarafından ebedi hayat dediğimiz ahrette, verilecek cezalardan ve toplum tarafından kınanmaktan daha çok kokmaktadır. Bu bakımdan toplumun belli bir kesimi için de olsa, yine de dine ve ahlaka ihtiyaç vardır.

Toplumsal görüş de bu yöndedir. Yani insanları doğru yolda tutmanın sadece maddi kural ve cezalarla mümkün olmadığı yönündedir. Bu bakımdan dini ve ahlaki değerlere de gereken değer ve önem verilmeye çalışılır. Bunun için de toplumlar, devletleri aracılığı ile, ahlakı ve dini yaşatmak ister. Bu sebeple de, insanların vicdanlarını dini ve ahlaki inançlarla beslemeye, bu yönde geliştirmeye çalışır. Bugün okullarımıza din derslerinin ve ahlak derslerinin konulmuş olması da bu sebepledir. İsteniyor ki manevi açıdan da insanlar Allah korkusu taşısın, ahlaki değerlere önem versin.İnançsız, imansız, ahlaksız bir nesil yetişmesin

Bugün, Allah’tan korkan bir kişinin öylesine büyük günah işlemekten kaçınacağı kanaati vardır ve genelde de bu, doğru bulunur. Bu sebeple İslam ahlakı doğmuştur, bu sebeple İslam ahlakı yaşatılmak istenmiştir. Tekrarlarsak demek ki, toplumsal düzeni sağlayan iki çeşit kural vardır. Birisi yasalarla belirlenmiş maddi kurallar, diğeri de dinlere dayanan manevi kurallardır ve her ikisine de ihtiyaç vardır.

 

KURAN, ÖRNEK OLARAK DA PEYGAMBERİMİZİ GÖSTERİR

Evet bu konuda örnek olarak sevgili peygamberimizi alacağız. Çünkü Peygamberimiz Kuran ahlakı ile ahlaklı olan bir Resüldür. O bakımdan Hak (cc), Peygamberimizi örnek olarak gösterir. Ahzap Suresi 21. Ayeti'nde, “Ey insanlar! Allah’ın elçisi (Muhammed) üzerinde sizin için uyulacak güzel örnekler vardır.” (Ahzap-21) denilerek Peygamberimiz üzerinde Müslümanlar için güzel örnekler yaratıldığı bildirilir. Kalem Suresi 4. Ayeti'nde, “Allah’ın elçisi (Muhammed), üzerinde üstün ahlakı taşıyan kişidir. O’na uyun” buyrulmuştur. Yine, Ali İmran Suresi 32. Ayeti'nde Allah (cc), “Allah’a ve Allah’ın Resülü Muhammed’e itaat edin.” (Ali İmran-32) buyurmakta ve Hz. Muhammed’e uyulması, itaat edilmesi emredilmektedir. Peygamberimiz kendisi de bir Hadis-i Şerifinde, “Ben sadece üstün ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” Buyurmuş ve dini, “güzel ahlaktan ibaret olarak göstermiştir.” Bu bakımdan İslam ahlakı veya şubeleri incelenirken, daima peygamberimiz örnek alınır. Biz de öyle yapacağız.

 

KURANA GÖRE KONUŞMA VE DAVRANIŞ ADABI NEDİR?

Toplum içinde pek çok kişi ve kuruluş ile karşı karşıyayız. Kuran, karşı karşıya olduğumuz kişi ve kuruluşlarla ilişkilerimizin Allah’ın emrettiği şekilde olmasını ister. Yani güzel ve edepli konuşmamızı, edepli davranmamızı ortam müsaitse de selamlaşılmasını ve hal hatır sorulmasını, Müslümanların birbirlerine karşı kardeşçe ve dostça davranmalarını istiyor. Vergi dairesine gidiyoruz. Memura iyi davranacağız, o da bize iyi davranacak, hastaneye gidiyoruz. Memur ve doktora iyi davranacak ve güzel sözler söyleyeceğiz, Allah’ın bir selamını, bir hayırlı günler lafını esirgemeyeceğiz, kırmayacağız. Onlar da bize öyle davranacaklar. Bunlar, toplumun yapısını sağlam tutan unsurlardır. Kuran’ın istediği de budur.

Kuran, iki şeye dikkat edilmesini istiyor:

1) Güzel sözler söylenmesini, hatta sözlerin en güzelinin söylenmesini. (Bakara-83)

2) İnsanlara karşı hareket ve tavırlarımızın, davranışlarımızın kimseyi kırmayacak şekilde olmasını istiyor. Hareket ve tavırlarımızın, en güzelinin yapılmasını ve kimsenin incitilmemesini istiyor. (İsra-53) Peygamberimiz de “Bir Müslüman’ın, herkesin elinden dilinden emin olduğu” kimse olması gerektiğini bildiriyor.

 

İSLAM AHLAKINDA GECELERİ YATMAVE YATARKEN DUA ETME ADABI

Önce Peygamberimizin uykuya dalmadan önce neler yaptığını görmemiz de fayda olacaktır. Enes b. Malik’ten rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz yattığı zaman aşağıdaki, üç şeyi mutlaka yapıyordu.

1) Peygamberimiz tabi gece uykusuna yatıyordu ama öyle gelişi güzel yatmıyordu. Gece ölebileceğini, bir daha kimse ile konuşma fırsatı bulamayacağını düşünerek tedbirli yatıyordu. Hz. Enes ve Hz. Aişe’den nakledildiğine göre, sağ elini, yüzünü sağ tarafına koyarak yatar ve şöyle dua ederdi. “Ya Rabbi, bütün varlığımı sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim, sırtımı sana dayadım. Sana sığındım. Senden başka sığınağım yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.” (Buhari) dua şekli böyleydi.

2) Sağ elini sağ yüzü altına koyar ve sağ tarafa yatardı. Peygamberimiz herkese de bunu tavsiye ederdi, mecbur kalmadıkça da sol tarafa yatılmamasını söylerdi. .

3) Hz. Enes’ten nakledildiğine göre, Peygamberimizin yatağını yerleşim şekli bile, bir Müslüman’ın kabre konuluş şeklindeydi. Hz. Aişe’ den nakledildiğine göre, peygamberimiz, uykuyu ibadetten sayardı. Bunu da unutmamak ve uykuyu da ihmal etmemek gerektiğini bilmeliyiz.

 

PEYGAMBERİMİZİN SAĞ TARAFA YATMASININ SEBEPLERİ NEDİR?

Hz. Aişe ve Hz. Enes’ten nakledildiğine göre Peygamberimiz sadece yatarken değil, ayakkabı giymek, elbise giyinmek, yemek yemek, toplulukta ikramda bulunmak gibi her türlü eylem ve işinde daime sağ elini, sağ ayağını kullanmıştır. Yatakta sağ tarafına yatmayı tercih etmesi de bunlardan birisidir. Peygamberimizdeki sağ taraf tercihinin, kendi ifadesin göre iki sebebi vardır. Birisi sağlıklı olacağı düşüncesi,diğeri de inanç konusudur. Bunların izahları da şöyle yapılmaktadır.

1) Evet, Peygamberimiz sağ tarafına yatardı. Çünkü sol tarafta insan kalbi ve midesi bulunmaktadır. Sol tarafına yatmamasında, kişinin bu organlarına zarar verebilir, düşüncesinin olmasıdır. Tabi buna Müslümanlar da, O’nun sünneti olarak uyarlar.

2) Sağlık konusu yanın da bir diğer neden de, İslamiyet’te sağ tarafın daha bir hayırlı, daha bir kutsal sayılmasıdır. Sağdan yürümek, sağ elle yemek, sağ taraftan verilen amel defterlerinin daha hayırlı oluşu gibi konular bu düşüncenin eseridir. Peygamberimizin sağ tarafına yatmasında da Kuran’daki bu sağ tarafın daha hayırlı olduğu işaretlerinin verilmesi duygusu da yatar.

3) Üçüncü bir neden de, Müslümanların kabirde sağ taraf üzerin ve kıbleye bakacak şekilde yatırılacak olmasıdır. Bu sebeple Peygamberimiz sadece sağ tarafa yatmakla kalmaz yatak konum şeklini de Bir Müslüman’ın Kabre defnediliş şeklinin aynısı yapardı. Yani yatağın baş tarafı batıda, ayak ucu tarafı ise doğu tarafında olurdu. Yatağının uzun tarafı kıbleye bakardı.

Peygamberimiz bu üç eden dolayısı ile yatarken hep sağ tarafına ve kabre konuş şekline göre yatmıştır.

 

İSLAM’DA YEMEK YEME ADABI NEDİR?

İslam Dini insan yaşamı ile ilgili her türlü kuralı koyan ve bu kuralları da Ayet ve Hadislere dayandıran bir dindir. Her konuda olduğu gibi yemek yeme konusunda da kuralını koymuş ve bunu da ayetlere dayandırmıştır. Tabi bütün bunlar, Peygamberimizin yaptığı ve bize örnek olarak gösterdiği İslami adaplardır.

1) Yemek adabının birinci şartı, yiyeceğimiz her şey, kendi kazancımız olan daha doğrusu hakkımız olan, helal olan şeyler olmalıdır. Haram olan yiyecek ve içecekten kaçınılmalıdır. Bu ahlaken de, dinen de böyledir. Bakara Suresi 188. Ayet’inde bu konuda Allah (cc)'nin: “Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. (Hakkınız olanı yiyin) Kendiniz her şeyi bilip dururken, başkalarının mallarından bir kısmını (hakkınız olmadığı halde) haram yollardan yemeyin. (Rüşvet de vermeyin o da haramdır)” (Bakara-188) buyurması bu sebepledir.

2) Bir adap da, temiz ve faydalı olan şeylerin yenilmesidir. Kendimize zarar verecek, hasta edecek, rahatsızlık verecek şeyleri de yemeyeceğiz. Kuran-ı Kerim’de Önce sağlığın, sonra da imanın korunması istenir. O bakımdan Kuran da Peygamberimiz de daima, temiz olan ve insan sağlığını koruyacak olan şeylerin yenilmesini tavsiye eder.

3) Yemekten önce yapmamız gereken ama sünnet olan şeyler de vardır. Onlar da: 1) Peygamberimiz yemeğe oturmadan önce ellerini yıkanmasını ve temiz ellerle yemeğin yenmesini isterdi. 2) Sofraya otururken de besmele çekerdi ve mutlaka besmele çekilmesini isterdi. 3) Yemeklerin sağ elle yenilmesine çok dikkat ederdi. Sol elle yemek yiyeni görürse ikazda bulunurdu.

4) Peygamberimiz, yemek esnasındaki aile büyüğünün yemeğe ilk başlayan olmasını tavsiye ederdi. Ailelerimiz de bugün de bu sünnete uyulur. Sofraya oturanlar içinde en büyük kimse önce yemeğe onun başlaması beklenirdi. Diğer aile fertleri ondan sonra yemeye başlarlar.

5) Yine yemek esnasında da, aşırı yemekten kaçınılmasını söylerdi. “Aşırı yemek yemekten kaçınınız. Yemeklerinizi de iyice çiğnedikten sonra yutunuz. Sofradan da doymadan kalkınız” buyururdu. Bugün tıpta da aşırı yemekten kaçınılması tavsiye edilmektedir. İslâm uleması peygamberimizin bu tavsiyelerinde İnsan için önemli bazı faydaların bulunduğu kanaatindedir.

6) Yemeklerin sıcak yenilmemesini, yemek yerken de, ağzın kapalı tutulmasını, konuşmak zorunda olunursa da karşısındaki insanlara geviş sıçratacak şekilde konuşulmamasını, yemek esnasında başkalarını tiksindirecek davranışlardan kaçınılmasını tavsiye ederdi.

7) Yemek sonunda da Elhamdülillah diyerek, yani Allah’a hamd ederek sofradan kalkardı. Ashabına da tavsiyesi bu olurdu. Ancak karnı doyan sofradan hemen kalkmasını istemezdi. Şükür duasından sonra sofra terk edilsin isterdi.

8) Yemek sonrasında da ellerin yıkanmasını, dişlerin de misvaklanmasını isterdi. Yani dişlerin fırçalanmasını isterdi. İslâmiyet’teki yemek adabı konusunda peygamberimizde göze çarpan ciddi görüntülerden bazıları bunlardır.

 

İSLAM’DA SU İÇME ADABI:

Dinimizde su içme ile ilgili yapılan tavsiyeler ve uygulamalar da vardır. Biz bunları, Peygamberimizin hadislerinde ve yaşam biçiminde en güzel örnekleriyle görebiliyoruz. Peygamberimiz bir hadisi şerifinde, “Suyu deve gibi bir nefeste içmeyin. İki, üç nefeste için. Suyun dışında bir şey içeceğiniz zaman da aynı şekilde için. Besmele çekerek için. İçtikten sonra da, elhamdülillah, deyin. buyurarak su içiminde u üç önemli kuralın uygulanmasını isterdi.

Su içme ile ilgili olarak ortaya koyduğu 3 kural şunlardı. 1)Besmele çekerek içeceğiz, 2) Suyu bir nefeste bitirmek yerine 2 veya 3 nefeste bitireceğiz. 3) İçtikten sonra da, Elhamdülillah diyeceğiz”. Edilen tavsiyeler bunlardır.

Peygamberimizin sünneti olarak bizlerin de bunlara uyması doğru olarak kabul edilen yoldur.