İnsan insana…

Yayın Tarihi 29 Ocak 2021

İnsan insana…

Eski arkadaşlıklar… Hani biz, daha biz değilken çocukluğumuzda, ergenliğimizde güzel anları paylaştığımız, belki de bugünkü kişiliğimizin az çok temellerini atan, doğal, çocuksu en içten duyumsadığımız, duygularımızı korkmadan sergilediğimiz, büyüme sancılarını beraber yaşadığımız geçmişte kalan yol arkadaşlarımız…

Hatıralarınızda, ister istemez aklımıza düşen insanlarımız. Çocukluğumuzda kıymetini fark etmediğimiz, ama büyüdükçe anlam kazanan, derinleşen beraberliklerimiz. Çocukluk ya da okul yıllarından beri geçmişi maziye dayanan dostluklardan bahsediyorum.

Büyümek zor... Akıllanıyoruz… Bencilleşiyoruz.

Büyüyoruz. İnsanlar büyüyor. Okullar büyüyor. Sayılar büyüyor. Egolar büyüyor.

Alışverişlerimiz artık bilyeler ve oyuncaklarla değil maddi manevi, çıkarlarla yürüyor.

Büyüdükçe değişiyoruz. Değiştikçe ihtiyaçlar başlıyor. Bu değişim rüzgarında arkadaşlarımız da değişiyor. Ve bazıları daha da değişiyor. Hayatın engebeli çizgisinde çok sevdiğimiz, tanıdığımız, arkadaşlıklarımız, dostluklarımız tanımadığımız birer ego canavarına dönüşüyor.

Çocukluk, ergenlik, olgunluk derken bir anda, yıllardır gözümüze batmamış, farkındalığımız, zaten o zamana kadar dostluğuna da yakıştıramadığımız hırsları, kıskançlıkları, tutkuları ezmeye başlıyor.

Bir bakıyorsunuz zaten bir elin üç parmağı kalan insanlarınız, bir bir kopuyor vücudunuzdan, duygularınızdan, geçmişinizden, sonraki yaşayacaklarınızdan…

Üzülmek mi?

Hayır! Sadece hayal kırıklığı bütün bedeninizi ele geçiriyor. Aldatılmışlık, kandırılmışlık hissi üzerinize karabasan gibi çöküyor. Hani sevgiliniz aldatsa bu kadar kızmazsınız, bu kadar harcanmazsınız. Bu kadar aptallaştırılamazsınız!

Bence büyürken yaşadığımız en büyük hayal travmadır, birlikte büyüdüğümüz insanların değişmesi.

Önce bir öfke kaplıyor her yanımızı sonra bir panik. Görüşemesek de diyorsunuz kendi kendimize, her şeyimi anlatabildiğim üstelik de beni anlayabildiğini bildiğim bir insanım vardı, çocukluk günlerimin sadeliği vardı onun üzerinde. Şu an bile koklayabildiğim geçmiş günlerim vardı, yara izlerim, sırlarım, ilk sevdiğim, ilk bakışmalarım, heyecanlarım vardı…

Kim gelecek Onun yerine. Kimin ellerine vereceğim geçmişimin ayak izlerini şimdi… İlk yalnızlık duygusudur işte. Anlatacak, anlayacak kimsenin olmaması. Yoksa fiziksel mesafeler önemli değil. Kalpten gelen düşüncelerini güvendiğin, bildiğin kişilerle paylaşamamandır yalnızlık. O insanların değişmiş hayal olduğunu anlamandır.

Sadece zaman geçirmek için mi dost arıyorsun kendine? O zaman boşa zaman kaybediyorsun…

Halil Cibran “dostluk” için şöyle demiş;

“Dost dediğin, ihtiyaç karşılamak içindir. Anlamsız boşluğunuzu doldurmak için değil. Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın. Çünkü kalbiniz, küçük şeylerin üzerine düşen çiğ damlalarında kendi aydınlığına erişir ve yeniden hayat bulur.”

Kendi hayat yolunuzda aydınlık insanlarla yürümeniz dileğiyle…