İnsan insan derler idi…

Yayın Tarihi 02 Kasım 2020

İnsan insan derler idi…

“İnsan, insan derler idi

İnsan nedir şimdi bildim

Can can deyu söylerlerdi

Ben can nedir şimdi bildim”

16. yüzyılın önemli şairlerinden Muhyiddin Abdal’ın dizeleri ile başladım bu haftaki yazıma.

Gerçekten insan nedir?

Hiç düşündünüz mü?

Kutsal kitaplara göre insan; Allah'a ibadet amacıyla halk edilen ve ilk ferdi topraktan yaratılan bir varlıktır. Yüce Allah zâtından ilim ve irade gibi değerler üfleyerek en güzel kıvamda insanı yaratmıştır.

İnsan; akıl ve irade özgürlüğüyle donatılarak yaratılan, maddi nimetler, ilâhî yasalar ve de can, mal merkezli denemelerle kulluk imtihanına uğratılan, Allah’a karşı mükellef bir varlıktır. O, tadacağı ölümün ardından yerleştirileceği ilk sorgu ünitesi olan kabrinden adâlet terazilerinin kurulacağı kıyamet günü çıkarılacaktır.

Kutsal kitapların “insan” tanımı böyle.

Aslında “İnsan nedir?” arayışı, insanın varlık yapısından kaynaklanan, hayatın bütün aşamalarında insanın değişim ve gelişim sürecine bağlı olarak varlığını hissettiren anlamlı bir arayıştır.

İnsanın bu köklü arayışı, yoğun olarak bilim, felsefe ve din alanında kendisini hissettirir.

Bilimin temelinde, insanın etrafında olup biteni anlama, açıklama ve kontrol edebilme arzusu yatar. İnsan, evrende tutunabilmek için doğru, güvenilebilir ve savunulabilir bilgiye muhtaç olduğunun farkındadır.

İnsanı bilmek, anlamak, tanımak hayatın anlamına da ışık tutar.

Hayatın anlamından söz açılınca, Victor Frankl’ı anmamak haksızlık olur.

Victor Frankl’a göre;

Kişinin yaşamda bir anlama ulaşmasının üç temel yolu vardır.

“Bunlardan birincisi bir eser yaratmak ya da bir iş yapmaktır”

“İkincisi bir şey yaşamak ya bir insanla etkileşmektir; başka bir deyişle sadece işte değil, ayrıca sevgide de anlam bulunabilir”

“Ancak en önemlisi yaşamdaki anlama giden üçüncü yoldur: Değiştiremeyeceği bir kaderle yüz yüze gelen umutsuz bir durumun çaresiz kurbanı bile kendini aşabilir, kendi ötesine gelişebilir ve böylece kendini değiştirebilir”

Öyle ki insan, kendi varlığının farkına varıp, insan olmanın başlı başına bir değer olduğunu fark ettiği andan itibaren, hem insan tanımı hem de anlam arayışı yolculuğuna ilk adımını atmış olur herhalde.

Soruya cevap ararken insanın verili bir anlamdan yoksun bir şekilde dünyaya geldiği ve gözlerini açtığı andan itibaren yüklendiği işlevler veya rollerle tanımlandığı unutulmamalıdır.

Baktığınızda her şeyi yapabiliriz, uçabiliriz, denizlerin altında yürüyebiliriz, yıldızlara gidebiliriz, atomu parçalayabiliriz, topraktan siyah bir sıvı çıkartıp onu enerjiye dönüştürebiliriz, aramızda hiçbir hat olmadan sesimizi binlerce kilometre öteye ulaştırabiliriz, binlerce kilometre ötedeki olayları anında izleyebiliriz, bütün bu mucizeleri gerçekleştirebiliriz ama en basit şeyi yapamaz, kendi varlığımızın gizine erişemeyiz.

Sır içimizdeki karanlıkta gizli sanırım.

Onun için hiçbir zaman bugünkü yaşam biçimiyle kainatın ve Tanrı’nın sırrı çözülemeyecek.

Tanrı, içinizdeki karanlıkta saklanıyor.

Kainatı ve Tanrı’yı kendi derinliğimizde taşıyoruz.

Onun için onları hep hissediyor ve hiç göremiyoruz.

Görürsek ölüyoruz çünkü.

İnsanı tanımak da ölüm ile gerçekleşiyor herhalde.

Ya da az kişiye nasip oluyor insanca yaşamak,

Ve bunun armağanı olan insanı tanımak.