İnsan hakları

Yayın Tarihi 12 Nisan 2021

Geçmişte 2 yıl kadar ülkemizdeki ağır koşullar nedeniyle 12 Mart dönemlerinde Fransa’da çok sevdiğim mesleğim olan dokumacılık yapmıştım. Türk, Fransız ve Portekizli arkadaşlarım olmuştu. Onların bazılarıyla halen irtibatım vardır. Kimisi yaşamını göçmen-işçi olarak gittiği Fransa’da, kimisi de Portekiz’de sürdürmektedirler. Tabii ki birçoğu da Türkiye’nin değişik yerlerinde… Kaybettiklerim de olmuştur. Birlikte olduğumuz zamanlarda sadece oradaki yaşam biçimini değil aynı zamanda siyasal, sosyal ve ekonomik özgürlükler anlamında zengin ve insan haklarına uygun yaşam biçimimizi birbirimize anlatıp, bazılarını teorik bazılarını ise uygulamalı olarak yaşamımızın bir parçası haline getirmişizdir. Şunu söyleyebilirim ki aşağı yukarı hepimizde yerleşen ortak fikir, hak ve özgürlükler konusunda oradaki yaşantının Türkiye’dekinden oldukça farklı bir düşünce ve anlayış içerisinde olduğudur. Mesela, bir konuda haksızlığa uğradığına inanıyorsan, hangi alanda olursa olsun itiraz etme hakkın var. Sana hiç kimse ‘’neden şikâyet ediyorsun’’, ‘’neden hakkını arıyorsun’’, ‘’neden ısrarcısın’’ diye sormaz. Diyelim ki araba ile bir yerden bir yere seyahat ediyorsun. Yolda, oturduğun koltukta sana üçüncü şahıslardan biri kalkıp ‘’burası bana ait, o nedenle kalk’’ diyemez. Ancak ilgiliyi bulup ona söyler. Durumu muhakeme eden ilgili, kişinin doğruyu söyleyip söylemediğine bakar ve ona göre hareket eder. Çünkü onlara öğretilen insan hakları kavramı bunu emretmektedir. Özgürlük karinesinde de bu böyledir, kanunla sınırlamalarda da. Demokratik toplumda gerekli olma ölçütü, hakların özüne dokunma yasağını da beraberinde getirmektedir. Sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bunu konularına göre değerlendirmiştir. Eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma hakkı ve ödevi, toplu iş sözleşmesi hakkı, grev ve lokavt hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sağlık ve hasta hakkı, çevre hakkı, kadın hakları, çocuk hakları, engelli hakları, akıl hastalarının hakları, azınlık hakları ve kültürel haklar diye ana başlıklar halinde sıralanmış bütün bu söylediklerimiz, yaşamlarında tek tek uygulama alanı bulmaktadırlar. Dikkat ederseniz bir yerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılan alanlarda, yürüyüş katılanları görevlendirmiş olan kolluk kuvvetleri, dışarıdan gelebilecek olan saldırılara karşı korumacılık yapmaktadır. Ülkemizde ise yürüyüş yapanlara bir provokatör gelip küçücük bir kışkırtıcı söz söylemiş olsa düşünün ondan sonraki olayları.

Geçmiş aylarda benim gibi bir süre Fransa’da bulunmuş, sonra da Türkiye’ye dönmüş bir arkadaşımla yemek yemek üzere yolda yürürken bir araba yanımızdan hızla geçip yolun çamurlu olmasına bakmaksızın üzerimize çamur sıçrattı. Arkadaşım bağırdı çağırdı, ıslık çaldı ve araba durdu. Ona ‘’görmüyor musun yaptığını, insan dikkat etmez mi? Bak üstümüz başımız ne oldu’’ diye gösterdi. O da ukalaca ‘’ ne olmuş birader, gider bir konfeksiyondan yenisini alırız’’ diye cevap verdi. Oysa mesele çamur sıçratmak değil başkasının özgürlük hakkına tecavüz edilmesidir. Eğer kişi ya da kişiler bu küçücük ayrıntıyı düşünebiliyor olsa, böylesi tatsız olaylara mecbur kalmazlardı.

Kısaca diyebiliriz ki, insan haklarının korunması hem iç barışın hem de küresel barışın temelidir. Çünkü ister bir toplumun içinde isterse uluslararasında olsun, barışı kolaylaştıran en büyük değer insan haklarının temelini oluşturan özgürlüktür. Özgürlük, kişinin kendisini hem maddi hem manevi anlamda var etmesinin araçlarını bulmasını ve geliştirmesini mümkün kılar. Özgürlük olmadan ne barınma ve geçinme, ne de sahici anlamda dayanışma mümkündür.