İllet, millet, rehâvet…

Yayın Tarihi 29 Nisan 2020

TV’lerde muhabirler kentlerin çeşitli noktalarından bangır bangır bildiriyor: “Salgın sürecindeki son olumlu rakamlar Türk insanında rehavete yol açtı!” Ne bekliyordunuz peki?

TV’lerde muhabirler kentlerin çeşitli noktalarından bangır bangır bildiriyor:

Salgın sürecindeki son olumlu rakamlar Türk insanında rehavete yol açtı!”

Ne bekliyordunuz peki?

Coronavirus denen belayı en başından beri -canı pahasına- zaten hiç “takmayan” insanımızın tedbir ve dikkati hiç eksiltmeden yoluna devam etmesini bekleyenler ya Türk değildir ya da biraz ne bileyim değişik bir şeydir(!) yani...

Rehâveti rehebâta tercih ettik, Allah hepimizi ebediyete rehâyâb olmaktan muhafaza etsin…

Ne demek bu?

E biraz rehâvetten sıyrılıp araştırıverin yani!

Şimdilerde acaba devlet de mi rehavete kapıldı diye ödüm kopuyor.

15 gün önce Antalya’ya giden biri oraya varıncaya kadar 6 yerde kontrol için durdurulduğunu söylemişti; dün Isparta’ya giden tarım üreticisi bir yakınım sadece 1 kez kontrol edildiklerini söyledi mesela…

Buna ek olarak neler oluyor, neler…

Muhitimde ne kadar webden anlamayan tanıdığım varsa hepsinin maskesini bizzat kendi bilgisayarımdan ben istedim, hepsine maske geldi; sadece, bir tek bana gelmedi!

Herkes komedi filmi izlemiş gibi gülerken, bir arkadaşımız maske talebinde bulunmadığı halde kendisine kod geldiğini söyledi, millet gülmekten az daha bayılıyordu.

Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken daha önce maske alan bir yakınıma ikinci kez kod yollandı; yakınım eczaneye gittiğinde “bu kod daha önce kullanılmıştır” mesajıyla karşılaştı!

Mesela bütün bunlar da mı rehâvet yüzünden acaba?

11 Mart 2020 tarihiydi…

Türkiye’de daha coronavirus falan konuşulmuyordu, Belediye Başkanlarımızın kokteyllerde yüzlerce kişiyle kucaklaştığı günlerdi, Yenigün’de şöyle yazmışım:

Rabbimize şükürler olsun… Henüz bizde coronavirus yüzünden ölüm yok. “Ağzımızdan yel alsın”, “dağlara taşlara!” ve benzeri şeyleri konuşurken çok kullanıyorum şahsen ama, yazarken yer sınırlaması yüzünden biraz tasarruflu davranmak zorunda kalıyorum. Ama çok ciddi bir biçimde endişeliyim. Mikrop ben kadar olasıya, ben dağ kadar olurum” diyen cahillerden olmadığım için açıkça korkuyorum yani bu salgından. E yazdın ya işte bizde yok” diye, hatta “şükür de ettin; niye hala korkuyorsun ki?” diyenlere, geçmişte, Çernobil radyasyonu katkılı çayları gözümüzün önünde içip, “bakın ben içiyorum; çayımız temiz” diyen bakanlarımızı hatırlatıyorum… Korkmakta haklıyım değil mi?” demişim.

O zaman böyle demişim ya, şimdi de şunu söylüyorum:

Rehâvet devam ederse “yazık olacak”!

Allah insanları korusun.