İllaki yaşanacak…

Yayın Tarihi 15 Nisan 2021

Mis gibi bahar geldi. Çiçekler, böcekler… Hava akar bir yandan kulağımın köşesinden. Böcekler fısıldar, çiçekler kokar…

Tabii tüm bunlar kırsal bir alanda. Tabiat ana yine saklamamış, neyi besleyip büyüttüyse bağrında, sergilemiş güneşin içtenliğine inanınca, elinde avcunda ne varsa…

Şöyle birkaç çiçek fotoğrafı çekiyorum akıllı telefonla, sosyal medyada paylaşıyorum. Ramazan gelmiş herkes kutlamada coşkuyla sanal ortamda.

Sonra şehire gidiyorum. Ev ve mutfak alışverişim var. Şehir hiç de sosyal medyadaki gibi değil. İnsanların yüzündeki maskeler gizleyemiyor çaresiz ve umutsuzluklarını. Telefoncunun yanındaki butik kepenkleri indirmiş, az ötede ayakkabıcı, o da kapatmış dükkanın kapılarını. Şehirde tuhaf bir sessizlik. Sabırsız korna sesleri, sinirli sürücüler. Sanmıyorum oruçtan olsun. Daha iftara çok var. “Hoş Geldin Ramazan” yazıları pek gözükmüyor esnaf camlarında. Onun yerine “kiralık dükkan” yazısı yapıştırmışlar duvarlarına.

Restoranlar kapalı. Masalara ters konmuş sandalyeler…

Korkak, ürkek, maskeli insanlar geziyor sokaklarda…

Manava, kasaba girip mutlulukla “merhaba” diyemiyorum. Yüzlerinden belli insanlar sıkıntıda…

“Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar vardır, her gecenin pençesinin ardında, tebessümle bekleyen bir şafak vardır.” der Halil Cibran.

Eve geldim, umudumu yitirmeden…

Televizyonda yeni vaka tablosunu gösteriyor. Durum vahim. Dünya birinciliğine gidiyoruz vaka artışında. Televizyondaki bir siyasi konuşuyor sonra “tam kapanmaktan” bahsediyor… Halk önlem almıyormuş, kurallara uyulmuyormuş…

Başka bir kanal Kongre gösteriyor ekranda! Allah Allah! Pandemi bitti mi acaba?

Sonra haberlerde atanamayıp intihar eden öğretmenin fotoğrafını görüyorum…

Borçlarını ödeyemeyip intihar eden esnaf var bir de.

Sonra halktan biriyle röportaj yapıyorlar. “Geçinemiyoruz” diyor, uzatılan mikrofondaki ses…

Başka kanalda siyasiler konuşuyor. İktidar muhalefete, muhalefet iktidara laf atıyor. Konuşma üslupları beni rahatsız ediyor. Eski yıllardaki siyasileri özlüyorum birden.

Kanalı yine değiştiriyorum. Kaynanalar gelinler yemek yapıp birbirlerine hakaret ediyorlar. Ekrandaki bağırış çağırış, sinirli kadın sesleri. Bu kadınların diyorum kendime, hiç mi dertleri yok başka! Medya maymunluğuna rezil olmak uğruna bu kadar mı tutkulular…

Yemek programları çıkıyor karşıma. Millet geçinemiyoruz diyor bunlar yemek beğenmiyor. Zıkkımın kökünü yiyin! demek geliyor içimden…

Televizyonu kapatıp, okuyucu yorumlarına bakıyorum. Diyor ki bir okuyucum; “Gamze Hanım son zamanlarda hüzünlü yazıyorsunuz. Biraz komik, eğlenceli bir şeyler yazsanız?”

Değil mi ya, bence de öyle…

Sevgili okuyucumun önerisini dikkate alıp interneti kurcalamaya başlıyorum. Belki komik bir şeyler bulabilirim diye…

Bir ara sosyal medyaya dalıyorum.

Arkadaşımın fotoğrafları. Başka bir şehirde yaşıyor. Uzun zamandır görüşemedik ama arada ararız birbirimizi. Galiba doğum günü kardeşi paylaşmış hikayesinde… Kutlamak için sayfasına giriyorum. Meğer kaybetmişim gencecik arkadaşımı koronadan…

Uykum kaçıyor, sonrası hatıralar ve hüzün işte…

Sonrası Nazım Hikmet’e sığınmalar bende; son kıtaları dilimde…

 

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

Hatta bir buz yığını

Yahut ölü bir bulut gibi de değil

Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

 

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

Duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

“Yaşadım” Diyebilmen için… / Yaşamaya Dair