“İçimden geçen zaman”

Yayın Tarihi 03 Nisan 2013

“Yıllar boyunca bütün bu olayları yaşarken, üstümden akan zamanla, içimden geçen zaman bir değildi. Biri yaşamam gereken hayatı bana sunarken, diğeri sonsuzluğun içindeki beni bana gösterdi.”¶

Güldal Mumcu kitabını böyle noktalıyor. Güldal Mumcu, sevgili ustamız Uğur Mumcu’nun eşi. Hala aydınlatılmayan bir suikast sonucu 24 Ocak 1993günü öldürülen Uğur Mumcu’nun ardından bir günlük gibi an be an yaşadıklarını anlattığı kitabı bir solukta okudum.

* * *

Kitap hakkında yazılanları okuyunca maalesef hala Uğur Mumcu’nun da Güldal Mumcu’nun da anlaşılmadığını gördüm. Oysa anlaşılmayacak bir şey yoktu. Uğur Mumcu sadece “Gerçek”ti ve “Gerçeği” arıyordu. Bombayı koyarak gerçeği ve gerçekliği, gerçekçiliği havaya uçurdular.

Güldal Mumcu’da hala gerçeğin peşinde. Başka bir amacı yok. Bu kadar basit. Sadece gerçek!

* * *

Gerçek ne kadar güçlüymüş. Gerçeği gizlemek ne kadar gerekliymiş. Ne yapıp edip gerçeğin ortaya çıkması önlenmeliymiş. Bu güne kadar Uğur Mumcu’nun katlinin gerçeği ortaya çıkartılmadıysa gerçeğin boyutlarının da o kadar büyük olduğunu varın siz hesabedin.

* * *

Rahmetli ve sevgili İlhan Selçuk’la Cumhuriyet Gazetesinin Cağaloğlu’ndaki tarihi binasında Flash Tv için röportaj yaparken “Uğur Mumcu’nun katledilmesinin karanlıkta kaldığını, suikastın aydınlanmadığını” söyleyince ne demek istediğini anlayamamıştım. Çünkü o günlerde faillerin yakalandığı ve yargılandığı açıklanıyor, yazılıp çiziliyordu. Güldal Mumcu’nun kitabını okurken biraz daha anladım ki, birkaç failin bulunması değildi cinayetin ardındaki gerçek. Cinayet henüz aydınlanmamıştı.

* * *

Kitabı bir başucu kitabı olarak kabul edip okumanızı öneriyorum. Bu kitaptan hareketle geçmişi ve bugünü biraz daha anlayabiliriz. Şüphesiz her şeyi çözemeyiz ama en azından “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayız”

* * *

Kitap bir anı kitabı gibi okunsa da derinlerde çok önemli gözlemleri ve tespitleri barındırıyor. Güldal Mumcu yazarken hiçbir dış etkinin altında kalmıyor. Gerekirse en yakın dostlarına karşı da aynı duruşu sergiliyor. Yani günlük, anlık siyasi çıkardan uzak, politik dengeleri gözetmeyen, popülizme kaçmayan bir duruş.

Duru bir duruş!

Güldal Mumcu’nun gücü işte bu duruluğunda!

Bakın bir gözlemi ve tespitini paylaşayım sizinle: “Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanı Osman Özbek sohbetin bir yerinde ‘Daha önce NATO’cuyduk, şimdi Kemalist olduk’ dedi.”(Sf.172)

Aynı sözü bir il emniyet müdürü de söylüyor. İlginç değil mi?

“NATO’cular nasıl Kemalist oldular? Bütün bunlar çok garipti. Neler olmaktaydı?”

* * *

Güldal Mumcu “Zamanın, sonsuzluğun içindeki kendisini kendisine gösterdiğini” söylerken, düşünmeden edemedim; bizler de, Uğur Mumcu’nun toplumsal ailesi de, yaşamamız gereken hayatı böyle yaşasaydık keşke.

Hayat ve zaman bizi bize gösterseydi. Kendimizi tanısaydık. Kendimizle var olsaydık.

Sonsuzluğun içindeki kendimizi bulduğumuzda Uğur Mumcu’yu ve Güldal Mumcu’yu eminim daha iyi anlardık.