Hollanda’ya vizesiz girdim!

Yayın Tarihi 06 Nisan 2016

Türkiye Avrupa Birliği ülkelerine Haziran ayında vizesiz giriş için çalışadursun ben şimdiden Hollanda’ya vizesiz girdim!

Avrupa’da insan sürekli olarak her konuda Türkiye karşılaştırması yapıyor. Avrupa’da yaşayan Türklerle yaptığım sohbetlerde, ev ve kahve ziyaretlerinde ister istemez ekonomik durumdan, fiyatlardan, belediyelerin çalışmalarından, günlük hayattan, hükümetlerin durumuna kadar karşılaştırma yapılıyor.

Mesela bir ülkeye vizesiz girmek nasıl bir duygu acaba?

Vizeli girmeyi biliyoruz. Mesela Almanya’ya gidecekseniz önce internet üzerinden randevu alıyorsunuz, konsolosluğa gerekli evraklarınızı veriyorsunuz, eksiklikler varsa tamamlatmanız isteniyor, sonra ne kadar kalacağınız soruluyor, gerekçesiyle belirtiyorsunuz, sağlık sigortası yaptırıyorsunuz, vesikalık fotoğrafınız bile biometrik oluyor vs. bir çok can sıkıcı işlemden sonra ve içinizden söylediğiniz “Size ne ya benim neden ve kimi ne zaman ziyaret edeceğim, ben İzmir’den Manisa’ya giderken kimseye hesap veriyor muyum, ben Manisa’ya gideceğim, hastanede ziyarette bulunacağım, sonra gazeteci arkadaşımla yemek yiyeceğim, diye izahat veriyor muyum, hayır, peki size niye izahat veriyorum, siz kimsiniz?” diye iç yakınmanızı dışarı vuramadan vizenizi alıyorsunuz.

Vize almadaki sıkıntıların benzeri uçakla gittiğiniz ülkede havaalanında pasaport kontrolünde yaşanıyor. Yine aynı teraneler. Niye geldiniz, ne kadar kalacaksınız, paranız var mı, nakit mi kredi kartı ile mi harcamalarınızı yapacaksınız vs. Kuyrukta beklerken bütün bunlara tanık olmanın sıkıcılığından kurtulmak ve fazla soruya muhatap olmaktan kurtulmak için direkt olarak “İch bin ein Rechtsanwalt” diyorum. Ben avukatım. Stop. Yani bütün hukuki haklarımı biliyorum ve beni diğerleri gibi bir muameleye tabi tutmayın. Ve tipik Alman pasaport polisi -sarışın, mavi gözlü, ince sarı bıyıklı ve göbekli- hemen yüzüne oturttuğu gülümseme ile giriş damgasını vuruyor.

Şunu hemen vurgulayayım, bu açıklamalarım devletlerin her türlü hukuki güvenlik önlemleri almalarını eleştirmenin dışında. Elbette devletler güvenlik önlemlerini alacaklar ve vatandaşlarına özgürce seyahat imkanı sağlayacaklar.

* * *

Gelin şimdi de nasıl Hollanda’ya vizesiz girdiğimi anlatayım. Arabaya bindik ve yola çıktık. Amsterdam’a doğru yol alıyoruz. Birden yol kenarında üzerinde Avrupa Birliği'ni simgeleyen mavi zemin üzerine sarı 12 yıldız çemberinin olduğu bir tabela gördüm. Çemberin ortasında Nederland yazıyordu. Bu tabeladan hemen sonraki tabelada da “Welkom in Nederland” Hollanda’ya hoş geldiniz.

Hollanda sınırından içeri giriyorduk ve kimse bize bir şey sormuyordu. Siz kimsiniz, nereye gidiyorsunuz, kimi ziyaret edeceksiniz, paranız var mı, sigortanız var mı, ne kadar kalacaksınız vs. sormuyordu.

Ben tabelaya elimi sallayarak ve içimden ‘Hoş bulduk’ diyerek Hollanda’ya özgürce girmenin özgür mutluluğunu yaşadım.

Demek bir ülkeye girmek de böyle olabiliyormuş. Bir şehirden bir şehre gitmek gibi bir ülkeden bir ülkeye girmek de böyle olabiliyormuş.

* * *

Sevgili okuyucularım. Tabii ki ben Almanya’ya giderken Şengen vizesi almıştım ve Şengen ülkesi Hollanda’ya Almanya üzerinden girerken benden ayrıca vize istenmeyecekti.

Ben bu yazımda gezip gözlemlediğim bir deneyimi sizinle paylaşırken vizesiz bir ülkeden bir ülkeye geçiş duygusunun ne olduğunu anlatmak istedim. Çağdaş, uygar, dünyayla bütünleşmiş, birleşmiş insanımızın da sadece Avrupa’ya değil dünyanın tüm ülkelerine özgürce seyahat etme hakkıdır.

Umarım Haziran ayında bu özgürlüğü benim gibi bütün yurttaşlarımız yaşar.

Bu yazımda Amsterdam’ın bir kültür şehri olduğunu, öğrenci şehri olduğunu, modern bir şehir olduğunu, ben ordayken dünyada ilk kez 360 derece sinema oynatıldığını anlatamadım. (Yediğin içtiğin senin olsun bize gördüklerini anlat dediğinizden ‘Ben Avrupa’dayken’ türü yazılarım devam edeceğe benziyor.)