Hollanda prensi akrabam çıktı!

Yayın Tarihi 21 Nisan 2016

İyi ki bir Avrupa’ya gittim. Artık anlat anlat bitmez. Valla bitmez. Gerçekten anlatmak gerek. Bazen hepimizin başımızı kuma gömdüğümüzü, Türkiye’den dışarıya bakmadığımızı görüyorum. Şöyle kafamızı bir kaldırdığımızda, dünyayı okuduğumuzda içe kapanık halimizden sıyrıldığımızda birçok şeyin kıymetini daha iyi anlayacağız.

Önceki yazımda anlattığım gibi Hollanda’ya vizesiz girdim. Sayın başbakanımız vizesizlik konusunda Avrupa’yı aşındırıyor. Avrupalı liderlerin ensesinde boza pişiriyor. İyi de yapıyor. Onlara bu insani ve onurlu baskıyı yapmazsak vizesizliğe geçecekleri yok. Kapılarında oyalayıp dururlar.

Soğuk ve güneşsiz Almanya topraklarından güneşin göz kırptığı Hollanda’nın başkenti Amsterdam’a yol aldığımızda akrabalarımın yanına gittiğimi bilmiyordum. Resimde de gördüğünüz gibi Kuzey denizinin kıyısında yürürken bir heykelle karşılaştım. Bıyıkları tıpkı benimkine benziyordu. Heykel sütununda Prens Hendrik- 1820-1879 Nederlanden yazıyordu.

Bursa’dan taaa Hollandalara kadar birlikte yol aldığım babama “Baba bak bu prens tıpkı bana benziyor, ne iş?” dedim.

“Oğlum bizim akrabalarımız” dedi.

Bizim, Kafkaslardan yola çıkan Oğuz Türklerinden Kıkabize boyunun bir kolu kuzeyden Nederlander’a kadar gelmişler.

Valla doğru mu değil mi orasını kesin bilemem ama bu bıyıklara taktım!

Bıyıklara sadece ben değil Avrupa Birliği de takmıştı. Yoksa ne diye vaktinizi bıyıklarla alayım şimdi durduk yerde.

Avrupa Birliği, biz bıyıklı Türkleri içine almakta zorlanıyordu. Türkler ancak bıyıklarını keserse AB’ye girebilirdi. Hatta bu konu TBMM’de de tartışılmıştı, hatırlarsanız.

İyi de kardeşim gördüğünüz gibi bir Avrupa ülkesi olan Hollanda’nın kurucu Prensi tıpkı benim bıyıklarım gibi pala! Ona ne diyeceğiz şimdi?

Sevgili okuyucularım, benim yazı çizgimi yıllardır biliyorsunuz. Hiçbir konuda fanatik değilim. Ama Avrupa seyahati beni az kalsın fanatik yapıyordu.

Güzel ülkeme kurban olayım! Tamam, Avrupa ekonomik sorunlarının birçoğunu çözmüş ama bizim coğrafyamız gibi bir coğrafyaları yok. Anadolu onların hedefinde… Onların zenginlikleri ile bizim zenginliklerimiz farklı. Biz zenginliklerimizin farkında değiliz sadece. Ekonomik değer olarak ne güneşin kıymetini biliyoruz, ne denizin, ne dağın, ne nehirlerin, ne ovaların, ne ormanların!

Tamam, kapitalizm ağacın gölgesini de satar ama biz sürdürülebilir doğa ve çevre bilinci ile hem koruyabiliriz hem de değerlendirebiliriz.

Almanya’da insan sürekli olarak ekonomik karşılaştırma yapıyor. Mesela benzinin bir litresi 1.18 yuro. Hemen bunu TL’ye çeviriyorsun ve 3 lira 89 kuruş diyorsun. Hayır diye itiraz ettiler. Neden diye sordum. Şöyle açıkladılar. Alım gücünü düşünün dediler. Ayda 1500 yuro alan bir Alman bir litre benzine 1.18 yuro veriyor. Türkiye’de 1500 TL alan biri benzinin litresine 4.44 lira veriyor. Alım gücü olarak 4 kat pahalı yaşıyoruz.

Sevgili Güngör Uras’ın Ayşe teyzesinin anlattığı gibi ekonomiyi çok basite indirgeyip tarif etmek gerek. Yoksa rakamlar, göstergeler, istatistikler arasında kaybolup gidiyoruz.

Sonuç olarak gelelim bizim şu Haziran’da vizesiz Avrupa hayalimize. Valla ben bastırırsak olur diyorum. Basının özel önem vermesini diliyorum. Ben bastırdım, vize süremi uzattım. İsteyene nasıl yaptığımı ayrıntıyla anlatırım. Türkiye, dünyadaki onurlu yerini almalı. Yüzünü batıdan çevirmemeli. Bıyıklı mıyıklı Avrupa’nın bahanelerine taviz vermemeli. Hollanda prensi de akrabamız çıktıktan sonra kim tutar bizi!