Hey gidi gençlik hey!

Yayın Tarihi 07 Mayıs 2021

Son günlerin modası bildiğiniz gibi 20 yaş challenge.
Politikacılar, sanatçılar, sporcular hemen hemen toplumun her kesimi 20’li yaşlarındaki fotoğraflarını paylaşarak geçmişe pencere açıyor.
İnsanlar yılların getirdiklerinin ve götürdüklerinin muhasebesini hüzünlenerek, bazen kaygılanarak yapıyor.
Ben fotoğraf çektirmeyi çok sevmem, geçmişe saplanarak yaptığım hataları arayıp ders çıkarmayı da pek beceremem.
O nedenle bir fotoğraf arayışına girdim ama kendimin değil henüz 20’li yaşlarda çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyeti’nin.
Bir fotoğrafı köşe yazısında ne kadar çizebilirim bilmiyorum ama genel hatlarıyla anlatayım siz zihninizde oluşturun.
Uluslararası toplumda 1. Dünya Savaşı’nın etkileri henüz atlatılamamış ve 2. Dünya Savaşı’nın şiddeti artarken Türkiye 1940’larda küresel ekonomik krizde büyüyen bir ülkeydi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa 
Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, 11 Kasım 1938’de İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığına getirilmesiyle Türkiye’de yeni bir dönem başladı.
2. Dünya Savaşı ve Türkiye’nin savaş dışı kalmaya yönelik dış politikası İnönü döneminin mühim meselelerinin belki de başında gelmekteydi.
İsmet İnönü’nün yoğun çabalarıyla bu savaşın dışında kalındı ve dönemin en büyük kabusundan askeri olarak kurtulmuş olundu.
Artık genç Cumhuriyetin önü daha açıktı art arda tarım ve endüstriyel alanda politikalar hayata geçirilmeye başlandı.

ÖĞRETMEN MUTLUYDU
1939-1945 döneminde CHP hükümetlerinin iki temel iktisat politikası olmuştu.
Birincisi, mal kıtlığının doğurduğu sıkıntıları hafifletmek, ikincisi ise bazı kimselerin bu durumdan yararlanarak aşırı kazanç elde etmelerini önlemekti. Bu dönemde stokçuluk ve karaborsacılıkla büyük bir mücedeleye girildi.
Ayrıca 21 Mayıs 1941’de 4036 sayılı kanun ile Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü kuruldu. Daha sonra bu kuruluşun adı Tekel Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. Zonguldak havzasındaki tüm kömür yatakları 1940 yılında millileştirilerek Etibank tarafından kurulan Ereğli Kömür İşletmesi’ne devredildi.
Köy okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirmek, kırsal kesimin kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere 17 Nisan 1940’da,  “Köy Enstitüleri” kuruldu. Köy Enstitüleri kuruldukları yörenin sosyo ekonomik yapısının değişmesinde belirleyici bir unsur oldu. Bu okulların ana hedefi köy öğretmeni yetiştirmekti ve toplam 15 bin köy öğretmeni ve 2 bin sağlıkçı köylerde hizmet etmek üzere yetiştirildi.
Okul ve öğretmen sayılarında ciddi bir artışyaşandı, ayrıca öğretmen maaşları iyileştirildi.

HÜKÜMET ÇİFTÇİNİN YANINDA
Bu dönemde çok partili siyasi anlayışa da geçildi. 1946 yılından sonra ülkedeki muhalefetin arttığını gören CHP birçok alanda yeni hak ve özgürlüklerle, ekonomi alanında birçok yeni uygulamalar başlattı. CHP’nin bu uygulamaları ilk kez tek dereceli seçimi getirdi. 
Gazete kapatma yetkisi, hükümetten mahkemelere verildi. Böylelikle basın özgürlüğü adına daha geniş bir alan yaratıldı. 
Üniversitelere özerklik getirildi. 
Köylü ve çiftçiye destek vermek için Toprak Mahsulleri Vergisi kaldırıldı, Çalışma Bakanlığı ve İşçi Sigortaları Kanunu çıkarıldı. Çalışanın kıdem tazminatı gibi temel hakları teminat altına alındı.

ÇİN’E AŞI SATMIŞTIK!
Ayrıca günümüzde dört gözle aşı yolu bekleyen Türkiye’de 1940’lı yıllarda aşı ve serum üretimi kurumsallaştırıldı. Tifo, Cox  tipi tifüs, tifo-tifüs karma, tifo-difteri karma, intradermal BCG, veba-kolera karma, veba-koleratifüs karma, difteri- tetanoz  karma, boğmaca-difteri karma, influenza ve tifo-difteri-tetanoz karma aşıları üretildi. 
1940’ta kolera salgını için Çin’e aşı gönderildi, II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye, pek çok ülkeye tifüs aşısı gönderdi. 
Şimdi geldiğimiz noktada Türkiye’nin 20'li yaşlarındaki bu fotoğrafına bakarak insanın iç çekip ‘hey gidi gençlik hey’ dememesi mümkün mü?