Hayat işte! Bugün varız…

Yayın Tarihi 31 Mayıs 2017

Birçok kişiye "Yaşam nedir?” diye sorsak herhalde büyük çoğunlukla “Hayat işte yaşayıp gidiyoruz’’ der…

Öyle midir acaba yaşam, yaşamak?

Nefes almak mı? Karın doyurmak ya da ibadet etmek mi?

Birçok şey var aslında…

Hayat işte!

Bugün varız…

Peki ya sonra?

Ölüm mü tek gerçeklik?

Ölüm yalnızlık mıdır? Geride yalnızlık mı bırakır?

Yoksa yalnızlık ölüm müdür? Gidenler mi yalnızdır, kalanlar mı?

Çok yakın, fazla uzak. Ya da Tanrı gibi, güneş gibi, aşk gibi… Dersek tanımlayabilir miyiz ölümü?

Bu soruyu ilk kez en yakınımı kaybettiğimde sordum kendime?

Büyükannemin vefatında, yaşlı bir kadıncağız demişti, “Öbür taraf daha eğlenceli olmaya başladı, herkes birer birer orada toplanıyor” diye…

Birden yüreğime bir ferahlık çökmüştü. Büyükannem yalnızlığa gitmiyordu, ötekilerin yanına gidiyordu, söyleyip gülecekler, eğleneceklerdi…

Acıyı, kasveti ve hüznü henüz kaldıramayan yüreğim için bir avuntuydu bu…

Oysa ki avunmanın, acıyı bastırmanın, hüzünlerden sıyrılmaya çalışmanın ötesinde, özlemi ve yalnızlığı, araya mesafeler girdikçe daha şiddetli hissedeceğimi bana hiç söyleyen olmamıştı.

Sonradan anladım ki ölümün bana çağrıştırdığı yalnızlık; gidenlerin yalnızlığı değil, biz geride kalanların ıssızlığıydı.

O kadar çok arıyordum, arıyorduk ki gidenleri…

Dün yaşananlar bir o kadar yakın bir o kadar uzakken…

Ahh ölüm ahh!!!

En imkansız özlemsin sen; dokunulamayan, paylaşılamayan, alışılmayan…

Geriye gülümsemeleri, resimleri, anıları, anlata anlata bitiremeyeceğimiz hikayeleri bırakıyor, neşenin sesisini kısıyorsun sen…

Keyifler azalıyor her bir sevdiğimizi yanına aldıkça sen…

Yaş ilerledikçe de yanındakilerin o çabuklukta kaçıp gitmesinden korkuyorsun.

Tekrarlanacak hüzünlerin yaşanması yalnızlaştırıyor belki de…

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada gezinirken tiyatro ve sinema oyuncusu Yetkin Dikinciler’in ‘Hayat ve Sadakat’ adlı videosunu izleme fırsatı buldum. Dikinciler’in edebiyatçı arkadaşından ödünç aldığı söz çok etkiledi beni.

Konuşmasında “Bir hırkadır giydiğimiz; başkalarının çıkardığı” diyordu.

Gerçekten de öyle…

Kimler gelip geçti adına hayat denen deryadan…

Dedelerimiz vardı, hatta hiç tanımadığımız onların da dedeleri…

Onların çıkardığı hırkalar var halen üzerimizde.

Zamanı gelecek, bizden sonrakiler giyecek bu hırkaları ve yine hayat devam edecek elbet…

Yaşayıp gidiyoruz işte bu deryada…

Yaşam zaten günün bir yerinde, bir saatinde ölümü beklemek değil mi?

Hayat böyle!

Bugün varız…

Öncesi ve sonrasını ise birbiriyle kesişen gölgelerimiz değil kendimizi ben olmaktan biz olmaya taşıyacak yüreklerimiz belirleyecek sanırım...