Günlerin köpüğü

Yayın Tarihi 11 Mart 2020

Erdoğan ile Putin arasındaki son zirvenin yankıları bir türlü dinmek bilmiyor… Önceki günkü yazımda (biraz önce oturmuş bulunan) Erdoğan’ın kalkıp Rus heyetindekiler ile tokalaşması üzerine görüş bildirirken Başkan’a hak vermiş, kötü olanın Putin'in eliyle “gel” işareti yaptığında bizimkilerin kayıtsız şartsız koşup gitmeleri olduğunu yazmıştım.

Erdoğan ile Putin arasındaki son zirvenin yankıları bir türlü dinmek bilmiyor…

Önceki günkü yazımda (biraz önce oturmuş bulunan) Erdoğan’ın kalkıp Rus heyetindekiler ile tokalaşması üzerine görüş bildirirken Başkan’a hak vermiş, kötü olanın Putin'in eliyle “gel” işareti yaptığında bizimkilerin kayıtsız şartsız koşup gitmeleri olduğunu yazmıştım.

Benim yazımın yayımladığı gün o malum görüntüler geldi.

Reis’in (ve heyetimizin) salonda beklediği, sinirlendiği açıkça görülebilen Erdoğan’ın bir sandalyeye oturması vesaire gibi, önceden “tuzaklanmış” kameranın kaydettiği ve sonradan işletilen saniye sayacı ile sunulan görüntüler…

Derin Rus diplomasi geleneği ile büyük çelişki gösteren (aslında genel olarak Batılılar'a, özel olarak da Amerikalılar'a daha çok yakışan) alçakça bir tuzak!

Ama şahsen benim arşivimde, Putin’in bomboş bir salonda Erdoğan’ı beklerken, büyük bir heyecan ile, kendine “23 Nisan şiiri okumak için kürsüye çıkmaya hazırlanan bir ilkokul öğrencisi gibi” çeki düzen vermeye çalışan görüntüleri de var…

Ne zaman? Rus uçağının düşürülmesinden sonra yapılan ilk zirve öncesi.

Yani, şunu demek istiyorum; elbette herşeyi incelemek ve sonuç çıkarmak çok önemli bir şey ama, belki de çok fazla anlam yüklemeye çalışmak da doğru bir şey değil.

 

***

Rabbimize şükürler olsun…

Henüz bizde coronavirus yüzünden ölüm yok.

Ağzımızdan yel alsın”, “dağlara taşlara!” ve benzeri şeyleri konuşurken çok kullanıyorum şahsen ama, yazarken yer sınırlaması yüzünden biraz tasarruflu davranmak zorunda kalıyorum.

Ama çok ciddi bir biçimde endişeliyim.

Mikrop ben kadar olasıya, ben dağ kadar olurum” diyen cahillerden olmadığım için açıkça korkuyorum yani bu salgından.

E yazdın ya işte bizde yok” diye, hatta “şükür de ettin; niye hala korkuyorsun ki?” diyenlere, geçmişte, Çernobil radyasyonu katkılı çayları gözümüzün önünde içip, “bakın ben içiyorum; çayımız temiz” diyen bakanlarımızı hatırlatıyorum…

Korkmakta haklıyım değil mi?

Coronavirus ile ilgili olarak söyleyeceğim bir başka şey de şu; bizde standart ve sistematik bir davranış birliği yok…

Bakın mesela sektöründe dünyanın üç büyük fuarından biri olarak kabul edilen İzmir Marble Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, coronavirus salgını nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından ertelendi ama çoğu yerde fuarlar gümbür gümbür devam ediyor! (Örneğin, 4 Mart’ta başlayan 31. Uluslararsası İzmir Mobilya Fuarı / Modeko daha önceki gün bitti ve yurdun her tarafında BoatShow Eurasia gibi, Solar İstanbul gibi çok sayıda uluslararası fuarlara tam gaz devam ediliyor? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!))

 

***

Seksenli yılların doksanlara ulaşmaya çalıştığı bir dönemde, Grup Yorum’un o çok ayrı bir taddaki Sıyrılıp Gelen ve Haziran’da Ölmek Zor / Berivan albümlerinde “hiç silinmeyecek” imzası olan, -bizim Bergamalı- Taci Uslu hayata veda etti.

(Sonraki yapıtlarını topladığı albümün adı, “Adını Gelincik Koydum” ise, içeriğinin “nitelikli” güzelliğini de kolaylıkla tahmin edebilirsiniz)

Elbette ölümü çok az kişi tarafından duyulacak.

Çünkü böylesi acımasız bir kültür bombardımanı altında ne o eski yıllar kaldı; ne de o eski adamlar.