Günlerin getirdiği…

Yayın Tarihi 09 Mart 2021

Dün “8 Mart”tı, Dünya Kadınlar Günü… “Herkes ama herkes” bir şeyler yazdı çizdi, etraf pembe fonlu mesajlarla doldu taştı…

 

Sürüden ayrılanı kurt kapar” derdi eskiler, bu yüzden ben de “geçmiş Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun” diyorum…

 

Mahrumiyetle kuşatılmış gençlik yıllarımızda başka ülkelerin TV kanallarını izlemek için ucunda koca koca alüminyum antenler olan küflü uzun demir direkleri çevirip durduğumuz günler daha dün gibi ama, şükürler olsun artık evlerimizden dünyanın her tarafındaki yayınları izler hale geldik; hem -arada sırada devreye giren- kuşkucu yapım, hem de gazeteci kimliğim dolayısıyla bu TV’lerdeki yayınları büyük bir dikkatle izliyorum; inanır mısınız; bu “Dünya Kadınlar Günü”nü bizim kadar abartanını görmedim! (Memlekette hep aynı hikaye; “herkes ama herkes” “kadın” diyor, “eşitlik” diyor; sonuç sıfır! 9 Mart’tan gelecek 8 Mart’a kadar yine “eski hamam, eski tas!”)

 

 

Kadına şiddet”in bu kadar önemli bir sorun haline geldiği üllkemizde, “kompansasyon” gibi bir savunma mekanizması mı acaba bu?

 

***

 

Eski hamam, eski tas” yazınca aklıma geldi; ben şahsen Amerikalı olsaydım (yani ABD vatandaşı demek istiyorum) (İyi ki değilim!) büyük bir ihtimalle Trump gibi bir adamın başkanlık yaptığından utanmış olurdum ve Biden’a oy verirdim… Ama bu “arkadaş”ın da Türkiye için (ileride kansere dönüşebilecek) korkunç bir çıban başı olduğu kesin. İstisnasız her ABD Başkanı gibi yani.

Bugün olan bitenlere baktığımızda geçmişte defalarca yazdım; ABD’nin “aslında ne olduğu”nu solcu gençler bize taaa 1960’larda, 1970’lerde haykırmışlardı ama onları kesip atıp siyasetimizi “çolak” bir hilkat garibesi gibi bırakanlar, gerçeği aradan yarım asır geçtikten sonra anlayabildiler!

Türkiye’den son dönemdeki Reis Erdoğan başkanlığına kadar tek bir engel bile görmeyen ABD şimdilerde Yunanistan’ın bizim Dedeağaç dediğimiz Alexandroupolis’ine yani Batı sınırımıza asker yığıyor, Güneydoğu sınırlarımızın ötesindeki Türkiye düşmanlarına silah yardımı başta olmak üzere maddi-manevi her türlü desteğini artırarak (üstelik son dönemde NATO’yu da işin içine sokma planlarıyla!) sürdürüyor!

Pirince taşı karıştırırsan ayıklaması zor oluyor elbette.

 

***

 

Ömrünü “basın” denen bu meşakkatli yola adamış, bu yola kendine özgü paha biçilmez değerler katmış bir insan olan Ahmet Yener Özkesen ağabeyim, meslekle ilgili “belge” niteliğinde olan bir yayına daha imza attı.

 

50 gazetecinin deneyimlerini paylaşıp, anılarını anlattığı “Gazeteciler Anlatıyor” gerçekten çok güzel, “gerçek öyküler”in dile getirildiği bir öykü kitabı tadında, “ders kitabı” niteliğinde bir şey...

 

Özkesen’in diğer kitapları, “Yazılı Basın”, “Ege’nin Ünlü İş Adamları”, “Gönüllerdeki Gazete Ege Ekspres”, “İşte O Gazeteci” gibi, “Gazeteciler Anlatıyor” kitabı da kütüphanemin en özel köşelerinden birinde kendine yer buldu.

 

Hep bir şeyler üretebilen insanlara ne mutlu!