Göztepe ve futbolda millileşme!

Yayın Tarihi 07 Haziran 2017

Göztepe 14 yıl aradan sonra Süper Lige çıktı. Kutluyorum ve hayırlı olmasını, Süper Ligde kalıcı olmasını diliyorum.

Göztepe’nin sezon sonunda Süper Lige çıkacağına sezon başında kaç kişi inanıyordu, bana ve kendinize açıkça söyleyebilir misiniz?

Ben söyleyeyim, birkaç inanmış ve adanmış kişi dışında kimse inanmıyordu. O inadına inananlar da içlerinde hep bir korku ile yaşadılar, acaba ile yaşadılar ve bu heyecanları penaltı atışları sona erene kadar sürdü. Ama sonunda inançlarının onları nereye taşıdığına, inançla birleşen çalışma azimlerinin semeresini aldıklarında seven-sevmeyen, dost olan-olmayan herkese gösterdiler!

Sezon içinde alınan başarısızlıkların ardından spor basınının belki de haklı uyarıları ile, hatta “Göztepe komada” ara manşetleri ile ikazların doruğa çıktığı dönemlerde bile sezon sonuna inananlar yollarına devam ettiler.

* * *

Türkiye’nin 3’üncü büyük şehri İzmir’in süper ligde temsil edilmemesinin hüznünü bu yıl temsil edilmenin sevinciyle aşacağız. Temsil edilmenin ne demek olduğunu bir kez daha göreceğiz, yaşayacağız.

Eskiden futbola geniş kitleleri oyalamanın bir aracı gözü ile bakılırdı. Hatta 3 F diye Fado, Futbol ve Fiesta halkı uyutmanın yöntemi diye sunulurdu. Aslında bu görüşü Portekiz’i 41 yıl boyunca diktatörlükle yöneten Salazar dile getiriyor. Portekiz’i 41 yıl boyunca nasıl zapt-u rap altında yönettiğini soranlara hafif bir gülümseme ile "Tres F" yani "3 F ile" diye yanıt veriyor; Fado (müzik), Fatima (din) ve Football (futbol). 3F'deki din unsurunun yerini zamanla "Fiesta" yani eğlence almış.

Tarih her zaman diktatörlerin yazdığı ve oynadığı bir sahne olmuyor. Kitleler görüşlerini statlarda da dile getiriyor. Özellikle Türkiye’de teröre karşı protestolar ve şehitlere saygı önce tribünlerden başladı. Cumhuriyete ve demokrasiye bağlılık ve kararlılık, Mustafa Kemal’e sevgi seli tribünlerden taştı. Sonra haksızlıklara, baskılara karşı siyasi literatürde lümpen denilen kesimler, gerçek aydın tavrı gösterip Fenerbahçe örneğinde olduğu gibi Cumhuriyet değerlerine bağlılığın öncüsü oldular. Tribünler Gezi’yi destekleyen ve “Her yer gezi” diyen bir atmosfere büründü.

Bütün bunları yaşayıp gördük. Karşıyaka, Buca, Altay, Göztepe, İzmirspor, Altınordu bütün amatör kulüpler dahil her takımın taraftarı birbiri ile kavga etmek yerine ortak değerlerde birleşti, omuz omuza, kolkola slogan attı.

* * *

Göztepe’nin Süper Lig’e çıkmasını yazarken çılgın adam-Çılgın Türk Teknik direktör Yılmaz Vural ve Kulüp başkanı uzun saçlı kırmızı gözlüklü adam Çılgın Türk Mehmet Sepil’e özel yer vermek gerek. Yukarıdaki görüşlerimi daha iyi açıklayan bu gözümüz gibi bakmamız gereken iki kişi bakın Antalya dönüşü İzmir Adnan Menderes havaalanında ne güzel paylaşımlar yapıyorlar. Süper Lig sevincini doyasıya yaşadığını belirten Mehmet Sepil, "Bu sabah kupayı görene kadar Süper Lig'e çıktığımıza inanamıyordum. Artık yeni bir dönem başlıyor. İzmir için çok kritik bir virajı döndük. Umarım bu başarımız tüm kenti tetikleyecek. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum" diyor.

Kariyerindeki 4'üncü kez Türkiye Futbol Federasyonu 1'inci Lig kupasını kaldıran Teknik Direktör Yılmaz Vural hak ettikleri bir başarı yakaladıklarını söylüyor ve hafızalara kazınan maç sonunda hüngür hüngür ağladığı görüntüyü hatırlatıyor. Vural, "Çok emek verdik. Bunun karşılığını alınca duygu patlaması yaşadım. Karşıyakamız, Altınordumuz, Altayımız ve Bucasporumuz da bir an önce bu mutluluğu yaşamalı, İzmir kazanmalı" diyor. Ne güzel diyor.

Yılmaz Vural artık İzmirli oldu. İzmir onu artık bir yere göndermemeli.

* * *

Yazımın başındaki futbolda millileşme konusunda artık teorik yazmama gerek kaldı mı? Yukarıdaki satırlar millileşme için yeterli değil mi? Kendimize, özümüze, yaşadığımız topraklara ve insanımıza güvendiğimizde, inandığımızda yapamayacağımız şeyin olmadığını, millileşmenin de bu olduğunu sanırım Göztepe ve İzmir, 7 den 77 ye herkese göstermiş, öğretmiştir!