Görünmeyen tehlike

Yayın Tarihi 27 Mayıs 2016

Hafta sonu ailemle Şanlıurfa'ya yaz öncesi eş, dost, akraba ziyaretlerinde bulunmaya gitmiştim. Şanlıurfa’ya İzmir'den direkt haftanın üç günü uçak var. Toplam seyahat 1 saat 55 dakika sürüyor. GAP havaalanına iniyorsunuz. Havaalanının şehir merkezine uzaklığı 35-40 km kadarcık. Şehir Karaköprü ilçesi ile sizi karşılıyor. Modern yüksek konutların yapıldığı ciddi yeni bir şehir, ama inanılmaz beton yığınları ile süslenmiş bir şehir görüntüsü oluşmuş. Yeşilliği yok olmuş tamamen betonlaşmış bir ilçe haline gelmiş. Binlerce satılık boş konutun olduğu yüzlerce müteahhidin satış yapamadığı için inanılmaz arz fazlası konutun oluştuğu şehir olmuş, Karaköprü! Şehir merkezine ilerlediğimizde Arapça tabelaların yoğunluğu bizi şaşkına çeviriyor. Şehrin tam merkezi olan Balıklıgöl ve Haşimiye semtlerinden Sarayönü semtine kadar Atatürk Caddesi boyunca sağlı sollu neredeyse bütün esnafın tabelaları Arapça yazılarıyla süslenmiş. Sokaklarda eskiden yürüdüğümüzde üç-beş dostla karşılaşırdık, selamlaşırdık. Şimdi ise ne mümkün, tanıdık kimse olmadığı  gibi sanki Şanlıurfa ilinin ana dili Arapça olmuş gibi, çarşıda herkes Arapça konuşuyor. Urfa’nın yerli aileleri zaten Urfa’dan göç etmiş. Urfa’da kalan Urfalıların çoğu da orada azınlık haline düşmüş vaziyette. Sokakta Urfalıdan daha fazla Suriyeli yaşar, dolaşır hale gelmiş. Kuyumculuk yapan en az 20 yıllık dostum İsmail Mutlu'ya uğradım. Yıldız meydanının 40 yıllık kuyumcu esnafıdır kendisi, “Kuyumcuların yüzde 75-80 i Suriyeli oldu” diyor. Yarın-öbür gün biz de buralardan göçeceğiz demekten kendini alamıyor. Hava karardıktan sonra sokaklarda Suriyeli oranı bir anda 100 katına çıkıyor. Gece geç saatlere kadar dolaşıyorlar. İşsiz güçsüz aylak aylak dolaşan Suriyeli gençlerin elinde Androit telefonlar ve serseri kılıklı ona buna sataşan tiplerin olduğu bir Şanlıurfa meydana gelmiş. Bir çok olayın olduğu ancak bunlardan çok az kısmının medyaya yansıdığı, Suriye savaşı başladığı günden bu yana yüzlerce olay, yaralama ve ölüm vakalarının gerçekleştiği dile getiriliyor. Şanlıurfalıların huzurunun kaçmış olduğu görüyoruz. Güneydoğu'nun en gelişen, modern kenti olma yolunda olan Şanlıurfa’nın bir Türkiye şehri olmaktan çıkıp, süratle Suriye’nin bir kenti gibi görünmeye başladığı artık dilendiriliyor. Doğu ve Güneydoğu'da Kürtçe tabelalara tepki gösterenlerin, yine Doğu ve Güneydoğu'da hemen hemen her yerde asılmış Arapça tabelalara tepki göstermemelerinin de endişe verici hale gelmiş olduğu dillendiriliyor. Nedir bu çifte standart diye tepki gösterenlerin sayısı azımsanamayacak kadar fazla düzeyde gözümüze çarpıyor.

En büyük endişelendiğim konuların başında fuhuş ve uyuşturucu olayların inanılmaz derece artmış olduğunun ifade edilmesi ve İŞİD terör örgütü militanlarının yoğun olarak Urfa'yı kullandığının söylenmesiydi. Şaşkınlıkla gözlem yapmaya yaşayanlardan olan bitenleri dinlemeye devam ediyorum. Doğduğum, neredeyse 40 yıl ayrı kaldığım şehrin bugün bu kadar değişeceğini, ileri gideceği yerde, geri gideceğini bir Ortadoğu kenti olduğunu anlatılanlardan da gördüklerimden de hayretler ve şaşkınlıklarımla izliyorum. Ayrıca çok ciddi sayıda tarikat ve hücre evlerinin varlığından bahsedildiğinde endişelerim daha da fazla artmaya başlıyor. Sayılarının binlerin üzerinde olduğu ve burada yetişenlerin Suriye’ye sık sık gidip geldiği anlatılınca susmakta çareyi buluyorum. Uyuşmuş, ekonomi derdine düşmüş, memleketi kim yönetiyor, ne oluyor, ne bitiyor farkında bile olmadan “akşama evime ekmek götüreyim de ne olursa olsun” zihniyetinin oluşturulmuş olduğunu görünce, yüreğim bir kez daha sızlıyor. Gelen tehlikenin farkında bile olmayan, umursamayan yarın yumurta kapıya dayanınca dövüneceklerinin bile farkında olmayan insanlardan oluşmuş memleketim, yapayalnız yabancılaşmış güzelim memleketim. Gelen tehlikenin farkına varalım. Ülke bölünüyor. Ülkenin kutuplaşmış yapısından birileri rantını elde ederken, ülkem elden gidiyor. Uyan millet uyan derin uykudan. Gün namus şeref kurtarma günüdür! Bağırıyorum, Kimse yok mu? Duyan yok mu? En büyük namus vatan değil miydi? Ne oldu size, bu kadar sustunuz? Adalet, hukuk, özgürlük, demokrasi yoksa namus da mı yok? Görünmeyen tehlikenin fakında değil misiniz? Siz bilirsiniz!