Gazeteciler anlatıyor! 

Yayın Tarihi 03 Mart 2021

“Sevgili Erkin Usman ve sevgili Şadan Gökovalı ve sevgili Özcan Özkesen anısına, kaybettiğimiz ve rahmetle andığımız değerli gazetecilere saygıyla…..” 

50 gazeteciden anılar… 

12 Eylül zamanı. Anadolu Ajansı İzmir Bölge müdürlüğünde ajansın başına atanan tümgeneral toplantı yapıyor. Bölge müdürü Erkin Usman hafif kekeleyerek “ Kadlo sorunumuz var” diyor. General kükreyerek ayağa kalkıyor ve “Bu da sorun mu? Çözeriz! Kaç metre gerekiyorsa satın alın, öderiz” diyor. Paşaya gülmemek için kendini zor tutan İlker Güneş ‘kablo değil kadro sorunu’ diye izah edince paşa sert bir ifadeyle toplantıyı terk ediyor.  

                                *   *   *  

1977 yılı. Yer Tercüman gazetesi İzmir temsilciliği. Gazeteci Öcal Uluç İzmir’den milletvekili adayı olan Turgut Özal ile röportaj yapıyor. Milli Selamet Partisinden milletvekili adayı olan Turgut Özal için gazetenin üçüncü sayfasının yarısı ayrılmış. Öcal Uluç gazeteyi açıp daha ilk cümleyi okuduğunda başından kaynar sular dökülüyor! Turgut Özal yazacağına röportajda kardeşi Korkut Özal’ın adı yanlışlıkla yazılmış! 

Turgut Özal bir daha büroya gelmiyor. Ama Öcal Uluç’u da patronuna şikayet edip kapı önüne koydurtmuyor. Turgut Özal milletvekili seçilemiyor. Ama 12 Eylül askeri darbesinde yasaklı olmaktan bu sayede kurtuluyor ve sonrasını biliyorsunuz: Başbakan ve Cumhurbaşkanı oluyor. 

                                  *   *   * 

Yıl 1968. Demokrat İzmir’de genç gazeteci aynı zamanda Cumhuriyet gazetesinin spor temsilcisi Çetin Gürel. Romanya- Türkiye milli maçı için Bükreş’te fakat fotoğraf makinası yok. Doğruca Türk büyükelçiliğine gidiyor. Oradan bir fotoğraf makinası veriyorlar ve nasıl kullanılacağını tarif ediyorlar. Geçiyor Romanya kalesi arkasına, Türkiye gol atacak ve genç gazeteci Çetin Gürel çekecek. Türkiye 3-0 yeniliyor ama genç spor temsilcisi basıyor deklanşöre, basıyor deklanşöre, çekiyor ve koşarak tren istasyonuna varıp bir Türk vatandaşı ile filmi İstanbul’a gazeteye gönderiyor. Hiçbir gazetede milli maçın tek kare resmi yok sadece Çetin Gürel’in – bir fotoğraf makinası bile verilmeden habere gönderilen- çektiği resimler var! Necmi Tanyolaç soruyor “Ya Çetin, senin makinan bile yoktu, nasıl çektin, nasıl ulaştırdın?” Çetin Gürel anısını şöyle noktalıyor: “İşimi büyük bir aşkla yapıyordum. O aşk olmazsa zaten bu işi niye devam ettireyim ki…” 

*   *   * 

İşte o gazetecilik aşkı, ah o aşk! 

Sevgili Yener Özkesen’in yayına hazırladığı, Dr. Pınar Bayram’ın editörlüğünü yaptığı “Gazeteciler Anlatıyor” kitabında yer alan 50 gazetecinin anılarını okuduğunuzda hepsinde bu gazetecilik aşkını tadacaksınız! 

Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur sözünü kafanızda bir kez daha oluşturacaksınız. Gazeteci elbette ki fani ama yazdıklarıyla, eserleriyle öldükten sonra dahi kendini okutturmasıyla gazeteciliğin ölümsüz olduğunu göreceksiniz. 

Benim de tanımaktan onur duyduğum rahmetli Sezer Doğan’ın vefatından sonra gazetenin başına geçmek zorunda kalan kızı Aylin Süphandağlı’nın anılarını, deneyim öğretir ilkesini anılarının başına koyan ve halen İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanı olan Misket Dikmen’i, Akhisar’dan getirdiği haberi yazı işlerine teslim ederken “Avni Erboy’un oğlu musun?” diye soran Tayfur Göçmenoğlu’na “Ben Avni Erboy’um” diye cevap veren genç gazeteciyi, babasının Öcal Uluç, Erkin Usman ve Haluk Cansın’a emanet ettiği ve o tanışmayla gazeteci olma hayalinin gerçekleşeceğini anlayan Deniz Sipahi’yi, ısrarla “her sabah güneş yeniden doğar, her sabah taze bir başlangıçtır” diye habercilik ilkelerinin başına koyan Ünal Tümin’i, Haluk Narbay’ı, Işık Teoman’ı, Engin Vardar’ı, Hakan Tartan’ı ve Kardak anısıyla beni ve adını yazamadığım 50 gazeteci kardeşimi, büyüğümü okuduğunuzda iyi ki gazeteciler var diyeceğinizi şimdiden biliyorum.  

Gazeteciler Anlatıyor’u okuyun, bana hak vereceksiniz!