Futbol soslu sosyo-politik “göndermeler”

Yayın Tarihi 01 Nisan 2021

Türkiye’de Hollanda gibi bir dünya devini 4 golle, İspanya’da futbolun “dişli” ekiplerinden Norveç’i 3 golle dize getirdikten sonra, Letonya gibi “dünyanın en sıradan takımlarından” birine takılıp kaldık yine!

 

Bunun böyle olacağı belliydi.

 

Başına gelen neredeyse her şeyi hurafelere bağlayan, gördüğü rüyaların etkisinde kalıp kötü bir gün geçirecek kadar bilinçten uzak olan, 3. milenyumun başında bile hala fala büyüye bu kadar çok inanan bir toplumun ulusal takımı için normal bir sonuç aslında…

 

Maçtan önce gazeteler “kabusumuz ile oynuyoruz!” yazmıştı, maçı anlatan spiker “bu takım bize ters geliyor” konusunu işledi, maçtan sonra gazeteler “nazar değdi!” diye yazdı! Bunların hangisi somut?

 

Zihin” denen şeyin hayatımızın akışını ne kadar büyük bir etkiyle yönlendirdiğinin “farkında olsaydık”, bu maçı da kazanırdık, olmadığımız için kazanamadık.

 

Kendimizi büyük bir oranda “takılacağımız” olasılığına inandırdık; sonuçta da “korktuğumuz başımıza geldi”.

 

Ben şahsen artık 3. Binyıl başladığı için, yakınlarıma ve dostlarıma, “artık o köprünün altından çok sular aktı, bu maçı 4-5 golle kazanırız!” demiştim, yanıldım…

 

Hiç farketmez, “güvendiğim dağlara kar yağması” olayını ilk kez yaşamıyorum.

 

Burada lafı getireceğim yer şurası; kendimizi zihinsel olarak bloklayıp olumsuz sonuçlara hazırlamak kötü bir “hastalık”; mesela siyasette “ben milletvekili falan olabilir miyim yaaa; neeerdeee!” diye kenara çekiliyoruz, “belediye başkanlığını bize yedirirler mi beee!” diye saklanıyoruz; işte tam da bu yaptıklarımız yüzünden “3 koyunu bile güdemeyecek adamlar” o koltukları işgal edip bizi yönetiyor!

 

***

 

Türkiye’nin “başına gelen” bu örnek ilginç bir örnek ama “hayal kırıklığı” açısından bakılırsa, daha korkunçları da var…

 

Mesela Rusya, önceki akşam yenildi, hem de kime, ilk 2 maçında “dünyanın en zayıf takımları olarak değerlendirilen” Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta’yı bile yenemeyen Slovakya’ya!

 

Demek ki neymiş? Ummadık taş, yarar baş…

 

Böbürlenme padişahım; senden büyük Allah var!” lafını hatırlatan bu şeye neden dikkat çektim; şundan: Altlarında koltuk varken yanlarına adam yanaştırmayan siyasetçiler, belediye başkanları, “koltuktan düşünce” “arkadaş arayan ergenler misali” oraya buraya zırt pırt telefon edip lak lak yapma peşine düşecek kadar yalnızlaşıp zavallı hale geliyorlar da ondan!

 

Ne oldum” demeyeceksin, “ne olacağım” diyeceksin.

 

*

Fenerbahçe neler neler yaptı, ne paralar harcadı; elde var sıfır, netice hüsran…

Demek ki, siyasette de, yerel yönetimlerde de örneklerine sık rastladığımız üzere, doğru adam seçimi başta olmak üzere tercihlerinde yanlış yaparsan “şov” denen şey hiçbir işe yaramıyor; şamata ne kadar kocaman olursa olsun kötü sonucu değiştiremiyor.

Yeter bu kadar; anlayana…