Ezop hikâyesi...

Yayın Tarihi 17 Mayıs 2021

“Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve üç yıl sonra buluşmaya karar verirler... Her biri başka yöne gider.

Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir... İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüştür.

Beygir merakla sorar: ‘Nedir bu halin inek kardeş?’

İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:

‘Sorma beygir kardeş... Bu insanlar çok merhametsiz... Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş.’

*

Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:

‘Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş.’

*

İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır.

İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde, ‘Nedir bu halin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin? Diye sorarlar.

Eşek keyifli bir şekilde anlatır:                    

‘Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim...’

*

‘Eee, sonra ne oldu?’

‘Ne olacak beni başkan seçtiler!’

‘Deme yahu. Yani sen başkan mı oldun?’

‘Evet... Bir şey yapmama gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar ’Seninle gurur duyuyoruz’ diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!’

‘Pekiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?’

‘Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı!’ ”

*

Evet, bir ‘Ezop hikâye’si...

Bu hikâyeyi alın ve kendinize göre yorumlayın.

Bu hikâyenin ana odağını siz belirleyin.

Kişiden kişiye giden bir yol dur yorumlama

Siz belirleyin

Siz tasarlayın

Siz kendinizi de bunun içinde sentezleyin

Bakın ve görün.

Gördüğünüze inanamayacaksınız...

*

İşte size bir ‘Ezop hikâye’si...

Buram buram insan kokar...

Buram buram insanın her âleminin farklılığını hissedişi kokar. Bir tarafta gelişen insanlık, diğer tarafta ötekileşen, yalnızlaşan insanlık. Ve köle olan insanlık. Kapitalist sistemin kölesi, ilaç sisteminin kölesi, dayatmaların kölesi, petrol zenginlerinin kölesi, gücü elinde kim bulunduruyorsa onun kölesi.

Siz tasarlayın, siz bulun kendinizin olduğu yeri. Siz neredesiniz?

Siz kimsiniz?

 

 

Dip not;

Tam kapanma sonrası bel ve bacak ağrılarına dikkat...

 

Genellikle yaşlılarımızın karşılaştığı bir sorun olarak değerlendirilen bu tür ağrılar, şu tam kapanma sonrası her bireyin sorunu haline gelebilir.

Hayati önem taşıyan hastalıkların da habercisi olabilecek bel ve bacak ağrıları evde kalınan ve sadece markete giderek sınırlanan yürüyüşler nedeniyle oldukça arttı.

Genç yaşlı demeden, birçok kişinin sorunu olan ve genelde bel fıtığı olarak adlandırılarak, fazla önem verilmeyen ağrılar, travmadan tutun da, şişmanlığa, kemik iltihaplarına ve hatta tümörlere kadar uzanabilen bir skalada.

Ev yaşamı ağırlıklı egzersizden yoksun bu dönemlerde eklemlerin kalınlaşması, kireçlenme ve dejenerasyonlar nedeniyle sinirlerin geçtiği kanalarda daralmalar maalesef ki bu pandeminin özellikle getirisi.

Şişmanlıkta tabii ki tuzu biberi.

Omurgada ki şekil bozuklukları ise gençlerde daha çok yine ev ortamında telefon ve bilgisayar kullanımının artmış olması nedeniyle yükselişte. Sırt ve boyun bölgesindeki lezyonlardan yansıyan ağrılar artışta. Kötü duruş ve oturuş alışkanlığı oldukça kötü durumda.

Bu bahsettiklerimiz yaşlı kesim ile genç kesiminin sorunu. Peki, orta yaşlarda durum ne âlemde?

Onlarda market alışverişi nedeniyle az da olsa bir hareket nedeniyle tam orta konumdalar.

Ağrı var, ancak ileri düzeyde değil. İşte bu günler bizlere ne anlattı?

Sağlığın genç yaşlı demeden çok önem arz ettiğini ve aslında insanoğlunun oturmak için değil hareket için var olduğunu.

Son yılların teknolojik gelişimi nedeniyle hareket kısıtlılığı azaltılıp eve bağımlı hale gelerek oturma ağırlıklı işlerin popüler olması ve üstüne de pandemi kapatmaları ileri ki dönemlerde bu yaşanılan olumsuzlukların zararlarını sanırım tek tek gösterecek.

 

Hala gelişen insanlık avcılık döneminde ne kadar koştu ise sanayi devriminden sonra da her geçen yıl daha da oturdu, daha da doğadan uzaklaştı.

 

Ve çeşitli psikolojik bozuklukları da saymıyorum artık.

 

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Adamın biri sokakta yürüyen milyonere sorar:

– Efendim herhangi bir yerde polise rastladınız mı?

– ‘Hayır’ dedi zengin adam.

– Öyleyse cüzdanınızı hemen bana vereceksiniz.

 

Günün sözü;

'Tutunamadığın dalda yaprak olmaya çalışma, kimseye zorla sevdiremezsin kendini.' Charles Bukowski