Evet; yasakları savunuyorum!

Yayın Tarihi 30 Mart 2020

(Dikkat! Bu yazımı espritüel dille yazılmış bir yazı olarak kabul etmeyin lütfen; böyle durumlarda esprilere karşı olduğumu uzun yıllardır gerek TV’lerdeki canlı yayınlarda, gerekse bu onurlu gazetedeki, Yenigün’deki köşemde defalarca vurguladım. Ama, kusura bakmayın; içinde bulunduğumuz durumu ve milletimi başka sözcüklerle ve ifadelerle anlatamıyorum; özür dilerim.)

(Dikkat! Bu yazımı espritüel dille yazılmış bir yazı olarak kabul etmeyin lütfen; böyle durumlarda esprilere karşı olduğumu uzun yıllardır gerek TVlerdeki canlı yayınlarda, gerekse bu onurlu gazetedeki, Yenigündeki köşemde defalarca vurguladım. Ama, kusura bakmayın; içinde bulunduğumuz durumu ve milletimi başka sözcüklerle ve ifadelerle anlatamıyorum; özür dilerim.)

80 öncesinde hiç tanımadığımız katillerin hiç tanımadığı kişileri öldürdüğü dönemlerde, 80 sonrasının gençleri sırf korkutmak için yoldan toplayıp götürdüğü faşist diktatörlük dönemlerinde çok şeye katlanmış, çok şeyi omuzlamış (yani bugünlerin özgürlüğünün bedelini o zamanlar peşin ödemiş!) bir insan olarak, bir gün geldiğinde “sokağa çıkma yasağı”nın gerekliliği savunacak olacağım asla aklıma gelmezdi!

Ama sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum (ailemi ve arkadaşlarımı da çok seviyorum, halkımı da).    

Etrafımdaki insanlara, komşularıma bakıyorum; hemen hepsi hiçbir şey olmamış gibi davranıyor

Üstelik evlerinde yaşlı anne babaları ve küçücük çocukları olduğu halde!

Sadece birkaç örnek...

Bilirsiniz bizim toplum tadilata çok düşkün.

Evinin duvarlarını yıktırıp yeniden boyatınca kendini de değiştirebileceğini sananlar epey fazla sayıda.

Baharda pik yapan tadilatlar mesela aynen devam ediyor

Evlere çok sayıda usta ve işçi girip çıkıyor, hiçbirinde maske falan yok; birbirlerine omuz vererek, bazen sırtlarına alarak, hatta bazen kucaklaşarak çalışıyorlar!

Karşıda ATM var, bakıyorum, çoğu kimse önce klavyeyi, sonra da burnunu kurcalıyor!

Banka şubesinin önünde kuyruk var; kuyruk birbirini geçmeyi kollayan insanlar yüzünden adeta marangoz tutkalıyla yapıştırılmış oyuncak yılan gibi uzayıp gidiyor!

Toplumun çok büyük bir kesimi evde kalmak zorunda olduğumuzu anlamıyor!

Aslında hiçbir şeyin farkında değiller; adam, virüs, taşıyıcılık, bulaş” gibi kavramlara çok uzak olduğundan (ve asla öğrenmeye çalışmadığından!), kendi kendine, “ben sağlıklıyım diyor, kendimi iyi hissediyorum diyor, hatta salgınla dalga geçerek “fişek gibiyim valla” diyor!

Yani sokaklar, “ben hadımım diyenlere, ısrarla kaç çocuğu olduğunu soranlarla dolu!

Böyle olmuyor.

Bireysel önlemler çok önemli ama yeterli olmuyor.

Bakın hiç yanlış anlaşılmaktan falan korkmadan, çekinmeden yazıyorum; herkes şu üniversitede lisans, bu üniversitede master eğitimi almış olmak zorunda değil ama okuduğu için bilime inanan ve bu yüzden de toplumda azınlıkta kalmış”  hiçkimse de cahilliğin ağır faturasını ödemek hatta daha doğru bir anlatımla cehaletin yol açacağı felakete katlanmak zorunda değil!

Kesinlikle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli!

Sadece 65 yaşüstü için bunu yapmak bir hataydı (Sorumluluk tamamen onların üstüne yıkıldı, cahil gençlerin saldırılar”ı gecikmedi!)

Herkese sokağa çıkma yasağı!

Bu belanın (ve muhtemel bir felaketin) önüne başka türlü geçilemez.

Daha ötesini söylüyorum; sokağa çıkma yasağına uymayanlar da ciddi biçimde” cezalandırılmalı.

Yaşamak istiyorsak, başka yolu yok.