Erdal Ozantürk adlı bir kahraman...

Yayın Tarihi 15 Temmuz 2021

Şükran Şenoğlu emekli bir eğitimci…

Terör yıllarının kan kokan karanlığında hiç tanımadığı insanları öldürmek üzere yol alan kör kurşunların vızıltısı altında eğitimini tamamlayıp öğretmen olmuş, uzun yıllar boyunca kadim insanlık terbiyesiyle donattığı, vatanı sırtlayacak güçte ve azimde hayırlı insanlar yetiştirmiş, yetmemiş; mücadeleyi bırakmamış, görevden kaçmamış, ilerleyen yıllarda, görev yaptığı yerde simgeleşmiş bir Milli Eğitim yöneticisi olarak vatana kattkılarını sürdürmüş, kar demeden, kış demeden, bazen patikalardan yürüyerek sabaha karşı ulaştığı yerlerde yaptığı denetimlerde Atatürk’ün depolara “atılmış” resimlerini buldurarak, onu oraya “atanlar”a temizletip duvarlarda layık olduğu yerlerine astırmış, bu yurdun aydınlanması için canla başla çalışmış bir “kahraman”

Ömür denen bu uzun ince sonu belirsiz yolda, kendine yoldaşlık yapan eşini, bir başka “kahraman” Yavuz Şenoğlu’nu kaybedeli yıllar olmuş; eşiyle dişinden tırnağından artırarak “kazandığı” kendi yuvasında, ona okyanuslar derinliğinde bir sevgi ile bağlı oğlu Ozan Şenoğlu (ve onun ailesi) ile birlikte yaşıyor...

Geçmişinde ciddi solunum rahatsızlıkları yaşamış ve bugünlerde de kendisini sürekli kuşatma altında tutan astım krizlerinin saldırısı altında olan Şükran Şenoğlu, hastaneye gitmekten “nefret eden” bir hanımefendi…

Onca bilincine rağmen aşmakta zorlandığı hastane korkusunun altında elbette kendine göre haklı gerekçeleri olduğunu anlamak zor olmasa gerek…

Hastanelerde yaşanan (ve bütün modernizasyona karşın hep devam eden!) kargaşa, doktor-hasta iletişimindeki kopukluklar, kendi yaşamıyla ilgili çok kritik konularda neredeyse hiç kimseden bilgi alamamak ve saire...

Hepimiz biliyoruz; hayat ağır ve yıllar geçtikçe yük daha da artıyor; son günlerde öksürüğü arttı, bitkinlik hissetmeye başladı…

Hayat her ne kadar modern silahlarla donatılmış tam teçhizatlı bir ordu gibi olsa da, tek bir ağaç dalı ile hayatı yenecek güçte olduğunu hep kanıtlayan oğlu Ozan, geçenlerde onu hastaneye gitmeye razı etti…

Buca Tıp Merkezi’ne gittiler...

Randevu bilgilerindeki doktorun adı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Murat Erdal Ozantürk’tü.

Şükran Şenoğlu, kendisinin çok aşina olduğu “iyilik” denen şeyin hala var olduğunu o gün anladı.

Hastası odaya girdiğinde gülümseyerek ayağa kalkan Doktor Erdal Ozantürk, onun her dediğini dinliyor, her sözcüğünün ardından muayenesini ona göre sürdürüyor, hastasının uzun yıllar öncesinden hatırladığı bir yaklaşımla, kendisiyle sanki kardeşmişlercesine ilgileniyordu…

Şükran Şenoğlu’nun analizlerinin sonuçları doğal olarak öğleden sonraya kaldı; Şükran hoca onları doktoruna götürdüğünde “şaşırmaya” devam etti: doktor, öğle üzeri verilen yemek arasında hastasının arşiv kayıtlarını incelemişti ve masasının üzerinde ne varsa bir kenara iterek, bundan sonra ne yapılması gerektiğini yazarak ve masadaki unsurları maket olarak kullanarak uzun uzun anlattı…

Bilen bilir; iyi insanların iyilikleri bitmek bilmez: doktor çoğu insan için inanılması zor bir şey yaptı ve hastasından izin isteyip, tetkiklerden birini, bir de kendi gözleriyle görüp, daha detaylı incelemek üzere (adeta koşa koşa!) en alt kata gidip geldi!

Muayenenin sonunda reçetesini yazan doktor, Şükran hocanın pandemi yüzünden kapı kolundan tedirgin olduğunu hissedince yerinden fırlayıp kapıyı açtı ve hastasını öyle uğurladı.

Uzun yıllar sonra kendisi gibi bir “kahraman” ile karşılaşan Şükran Şenoğlu, hastaneden ayrılırken, ilaçlarını henüz kullanmamış olsa da iyileşmiş gibiydi.

*****

Doktor beyefendiyi tanımam etmem; girin internete bakın, yurdun çeşitli yerlerinde aynı şekilde herkesin gönlünü kazanmış olmalı ki, “bu kentten ayrılmanız büyük kayıp” diyenlener bile var…

İnsanları öven yazılar yazmak hiç de tarzım değil; ben layık olanları alkışlayan yazarlardanım

Ve ilk kez bir doktor hakkında (her ne kadar sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve “adanmışlık”larının çok farkında olna biri olsam da) böyle şeyler yazma gereği duydum.

Onu bunu bilmem, çok da tartışılır görüşlerimiz, ama ben eminim; vatan (ve hatta bütün dünya!) böyle, Murat Erdal Ozantürk gibi “kahramanlar”ın omuzları üstünde duruyor.