Engellileri anlamak bu kadar zor mu?

Yayın Tarihi 10 Mayıs 2017

10 Mayıs her yıl çeşitli etkinliklerle Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerce kutlanan ve bir hafta süren Engelliller Haftası’nın ilk günü…

Aslında buna kutlamadan ziyade farkındalık yaratmak, kamuoyu oluşturmak ve duyarlılıkları artırmak desek sanki daha doğru olacak gibi…

İnsanlık tarihi kadar eski olan engelli olgusu tam olarak anlaşılamadı ve çözüme kavuşturulamadı malesef…

Bizler belkiengelliliği onlar gibi bedenlerimizde taşımıyor, ruhlarımızdayaşamıyoruz fakat kalplerimiz hep onlarla.

Asıl engel ise bu farkındalığı oluşturmayan,engellileri dikkate almayan, çoğu zaman yok sayan zihniyette.

Yirminci yüzyıl Türkiye’sinde durum çok farklı değil.

Ülkemizde nüfusun yüzde 13 -15’i arasını oluşturan 9-10 milyon civarında engelli vatandaşımız bulunmakta.

Engelliler, fiili olarak kötü işlerde çalıştırılmıyor, şehrin dışına itilmiyorlar olsa da fiziksel engeller yüzünden metropol şehirlerde bile dünyadan tecrit edilmiş durumda yaşamaya mecbur bırakılıyorlar.

Toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri, kaldırımlar, parklar, sinemalar, kamu binaları ve daha birçok sayamadığımız fakat engelli bireyin dünyayla ve toplumla iletişim kurmasını engelleyen faktörlerin çözümü hususunda ise halen bir ilerleme yok.

Çevre düzenlemelerinin engelli bireylere uygun şekilde yapılması, günlük yaşamımızda sürekli kullandığımız alışveriş merkezlerinin engelli bireylere uygun olarak dizayn edilmesi, trafik ışıklarına kurulan sesli düzeneklerin yaygınlaştırılması engelli bireylerimizin hayatlarını bir nebze de olsa kolaylaştıracak çözümler olarak gözükse de halendünyanın görünebilen birçok güzelliğinine yazık ki pencerelerin arkasından seyretmek zorunda kalıyorlar!

“Bedenen ve ruhen yaşanmayan, yürekte hissedilmeyen hiç bir yazı, yazana ait değildir…” denir hep…

Ne kadarda doğru bir söz…

Engelli insanların yaşamlarına, yaşadığı zorluklara, ailelerinin mücadelelerine ne kadar şahit olsak da engelli olmanın, engelli çocuğa sahip olmanın veya engelli çocuğun evebeyni olmanın ne demek olduğunu asla bilemeyeceğimiz için söylediğimiz her söz, yazdığımız her yazı havada kalıyor.

Sadece konu hakkında duyarlılıkları arttırmak ve kamuoyu oluşturmak konusunda bir faydamız olabilir diye düşünüyorum.

Milyonlarca dünyalının engelli insanlarla empati kurmaması, bir an olsun kendilerini engelli insanın yerine koymaması nedeniyle bizlerin yazdıkları köşe yazıları da sadece alıntıdan ibaret oluyor.

Bizim yazdıklarımız ne kadar bizim gözükse degerçek sahibi, yazarı engelli kardeşlerimizdir aslında.

Her bir harfi, her bir kelimesi, her bir cümlesi onların bizzati kendisine, ruhunave yüreğine aittir.

Bu yazımdaki amacım engelli vatandaşlarımızın için çıkarılacak yasalardan ve sorunların çözümüne ilişkin atılacak adımlardan ziyade, onları anlamak bu kadar zor mu diye düşündürmek, sormaktı.

Kimi zaman elindeki bastonuyla yürüyen, kimi zaman işaretlerle etrafındakilere derdini anlatmaya çalışan, tekerlekli sandalye ile kaldırımları ve pek çok zorluğu aşmak için zahmet çekenengelli  kişilerin ne gibi dertleri, sıkıntıları var?Acaba eğitim görüyorlar mı, sağlık hizmetleri karşılanıyor mu veya hayatlarını nasıl devam ettiyorlar?diye sormak, herkesin bir dakikalığına da olsa otobüse binemeyen, kaldırımdan geçemeyen bu kardeşlerimizin yerine kendilerini koymasını istedim sadece.

Engellerin hissedilmeyeceği, engelsiz bir yaşam dileğiyle...