Emojiler dünyası

Yayın Tarihi 10 Haziran 2020

Teknolojinin gelişmesi ve özellikle sosyal medyanın kullanılmaya başlanmasıyla hayatımıza giren emojiler, kelimelerin yanı sıra duyguların da yerini almaya başladı.

Teknolojinin gelişmesi ve özellikle sosyal medyanın kullanılmaya başlanmasıyla hayatımıza giren emojiler, kelimelerin yanı sıra duyguların da yerini almaya başladı. Evrensel bir dil olarak gelişen emojiler, günlük hayatta vazgeçilmez hale geldi. 7’den 70’e neredeyse herkesin klavye başında duyguların karşı tarafa doğru aktarılması noktasında imdadına yetişir oldu. Gülen yüzden korkan ifadeye, üç maymundan çiçek, kalp, böceğe kadar yüzlerce görselden oluşan emojiler, kelimelerle ifade edilemeyen şeyleri anlatmaya başladı. En sık kullanılan emojiler gözlerden yaş gelerek gülme, tamam anlamındaki el işareti ve kalp ikonu olarak ön plana çıkıyor. Erkeklerin de en az kadınlar kadar emoji kullandıkları biliniyor.

Peki neden bu emojiler bu kadar sık kullanılıyor? Ne oldu da iki nokta üst üste parantez ile gülme ifadesi yerine yüzlerce hatta binlerce emoji ve sticker türedi? İlk insanlar mağara duvarlarına çizdikleri figürlerle anlaşıyor ve iletişim kurabiliyordu. Günümüzde de emojileri bu kategoride değerlendirebilmek mümkün. Yazıda duygunun ifade edilebilmesi adına 1990’lı yıllarda mobil iletişim üzerine çalışmalar yapan Japon teknolog Shigetaka Kurita emojileri var etti. 1998’de görsel duyguların karakterize edilmiş hali ise NTT Docomo adlı firmanın cihazında kullanıldı. Şu anki emojilerin ilki onlar. Akıllı telefonlarla birlikte emojiler hayatımıza tam anlamıyla “merhaba” dedi. İnsanlar, bu sanal tasarımlarla aslında duygu ve düşüncelerini daha rahat anlatabiliyor ve kendilerini daha rahat ifade edebiliyorlar. “Seni seviyorum” yerine kalp, “gıcık oldum sana” yerine kızgın surat, “mutsuzum” yerine hüzünlü yüz, “utandım” yerine yüzünü örten maymun emojisi koymak daha kolay gelmeye başladı insanlara… Emojiler, eğlence amaçlı olarak da kullanılıyor tabi fakat çoğu zaman kelimelerin yetersiz kaldığı noktada adeta hayat kurtarıyorlar. Kullanılmadıklarında acaba yanlış mı anlaşılırım veya karşı taraf bunu eksik mi anlattı gibi algılar da yaşanabiliyor. Hiç emoji yollanmadığında kavgalar bile çıkabiliyor. Öyle ki bazen yanlış emoji gönderildiğinde küsenler, darılanlar bile oluyor. Kültürel farklılıklar da olabiliyor bazı emojilerde, örneğin bizim ülkemizde dua etme ikonu olarak kullanılan emoji, başka yabancı ülkelerde iki elin çarpması olarak geçiyor. Bazısına göre ıslık çalan emoji, başkasına göre öpücük atan emoji anlamına gelebiliyor. Haliyle sonra iletişim kargaşaları yaşanıyor. Amerika’da daha ilkokulda çocuklara emojilerin anlamı anlatılıyor. Emojiler daha çok anlık sohbet uygulamalarında kullanılıyor. İnsanların duygularını aktarabilmeleri için emojilere yönelmeleri farklı bir alfabenin doğmasını sağladı. Mood’umuzu yani ruh halimizin göstergesini emoji ifadeleri ile sağlayarak mesaj yolu ile iletiyoruz. Böylece hem eğlence hem de konuşma kalıbı olarak yaratmış oluyoruz. Yani kelime ve cümleler yok. Emojiler ile bana kendini anlat diyebiliyoruz.

Beynimiz emojilerin dünyasına adapte oluyor ve bu tip uyarıcılara nöral tepkiler vermeyi öğreniyor. İnsan beyni bir emojiyi sık gördüğü zaman onun ne anlama geldiğini kavrayabiliyor, dolayısıyla kültürel olarak yaratılmış olan sembollere nöral tepkiler verebiliyoruz. Yoğun olarak emoji kullanımına devam eden kişilerin konuşma algılarında farklı duyguları ifade etmek için ilk canlanan imge emojiler olmaya başlıyor. Bu da demek oluyor ki konuşmanızda üzgün bir ton kullanmak istediğinizde beyniniz ilk olarak Whatsapp, İnstagram, Facebook vb. yerlerde kullandığınız o asık suratı canlandırıyor.

Hayatımızın büyük bir kısmında etkili olan sosyal medya ile birlikte konuşma dahil birçok alışkanlığımız dijitale kaymaya devam ediyor. Bu ne kadar iyi ne kadar kötü tartışılır elbet ancak ilerleyen zamanlarda bunun daha da artacağını hep birlikte göreceğimize eminim…