Ekrem Pakdemirli’nin ardından

Yayın Tarihi 06 Ocak 2016

Rahmetli Turgut Özal döneminin efsanevi başbakan yardımcısı Ekrem Pakdemirli, 2015’in son günü vefat etti. 2016 onsuz başladı ve bize bir tarihi dönemi bir kez daha ele almak düştü.

Ekrem Pakdemirli’yi hem gazeteci hem de hukukçu olarak yakından tanıdım. Merhum Pakdemirli ölene kadar tam bir siyaset ve devlet adamı olarak yaşadı. O bir hocaydı, yani üniversitede ders veren bir profesördü, o bir çiftçiydi, yani zeytin, üzüm yetiştiren bir tarımcıydı, o bir mucitti, yani TÜBİTAK’la proje yapan, sürekli bilimsel ve teknik icatlar peşinde koşan icatçı idi. O bir baba idi, çocukları üzerine titreyen, onların her türlü sorunu ile ilgilenen, onların başarısı için çabalayan.

Ekrem Pakdemirli’yi kişisel olarak değerlendirmenin yanı sıra belki de aktif siyasette ve devlet görevinde olduğu tarihsel dönemle değerlendirme boyutu ile de ele almakta gelecek kuşaklar açısından yarar var. Ekrem Pakdemirli dönemi aslında yeni liberalizmle özdeşleşen Turgut Özal dönemidir.

Milli Selamet Partisi'nde İzmir milletvekili adayı olup seçilemeyen Turgut Özal’ın kişisel tarihi, kendisi ile birlikte içinde Ekrem Pakdemirli’nin bulunduğu bir ekonomi ekibinin, daha doğrusu Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kadrolarının kişisel tarihi ile içi içe geçmiştir. O ekip Türkiye’nin 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahalelerinden sonraki sosyo-ekonomik sistemine damgasını vurmuştur.

Türkiye geç kalmış kapitalizmini yaşarken içine girdiği girdaplardan, darboğazlardan, konuya tarihsel bakamayan yöneticilerin asker eli ile çözmeye çalıştıkları sorunları asker yerine ekonominin kendi döngüsü ile çözmeye çalışanlar tarafından hataları sevaplarıyla çıkma mücadelesine tanık olmuştur.

Doğrudur, Ekrem Pakdemirli’nin eli sıkıdır, rahmetli Özal’a da maliye bakanlığı döneminde sıkılık yapmıştır ki bu onun hala klasik bir siyasetçi değil, devleti düşünen bir devlet adamı olduğunun göstergesidir.

Rahmetli Başbakan-Cumhurbaşkanı Özal’ın nasıl rahmetli Süleyman Demirel’le hem yolları kesişmiş hem de çatışmış ise Pakdemirli ile Demirel’in yolları da taa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gidecek şekilde kesişmiştir.

Ekrem Pakdemirli’nin özel sohbetlerde bana anlattığı tarihsel tanıklıkların başında Süleyman Demirel ile Turgut Özal kıyaslamaları gelir. Torbalı’daki çiftliğinde hukuki konuları bitirdikten sonra uzun ve sıcak günlerde bazen benim sorularımla bazen de kendisinin anlatma isteği ile girdiğimiz sohbetlerde öyle şeyler anlattı ki bana bir gün bunları kitap yapmayı düşündürttü.

Pakdemirli’nin Demirel ile anlaşamamasının ve mahkemelik olmasının kişisel nedeni yerine tarihe nasıl baktıklarının ayrımı vardı. Örneğin Pakdemirli Bosna-Hersek’te milliyetçi Sırpların katliamları karşısında Özal’ın İzzetbegoviç’e yardım yaptığını ama Demirel’in İzzetbegoviç’i oyaladığını anlatırdı. Tabii şimdi hepsi rahmetlik oldu ve bir dönem artık tarihsel olarak ele alınacak, gereken dersler çıkarılacak.

Bir anekdot anlatayım. Hani rahmetli Turgut Özal’ın eceliyle mi öldüğü yoksa karanlık güçler tarafından zehirlenerek mi öldürüldüğü çok tartışıldı. Yine kamuoyunda böyle tartışmaların yoğunlaştığı günlerde Pakdemirli hocam o güne kadar bir yerde okumadığım bir anısını anlattı.

Özal küçük bir uçak aldırıyor. Şöyle 17 kişilik. İlk uçuş, Ankara’dan İstanbul’a gidecekler. Bütün beyin takımı uçakta. Uçak Bolu-Düzce üzerine gelince birden elektrikler gidiyor. Uçak düşmeye başlıyor.

Herkes panikte. Dua etmeye başlıyorlar. Pilot çaresiz. Ve Özal o panik anında soğukkanlılığını ele alıyor, herkesi metanete çağırıyor, “Allah’ın dediği olur!” diyor. Herkes uçak düşecek ve hepimiz öleceğiz diye beklerken uçağın elektrik devreleri tekrar pilotun gayreti ile çalışmaya başlıyor. Pilot olağanüstü bir gayretle uçağı düşmekten kurtarıyor.

Düşünsenize eğer uçak düşseydi ülkenin içine gireceği kaosu. Ekonomi ve siyasi ekip birden yok oluyor. Bu inanılmaz bir şey olurdu. Ama her şeye rağmen yine de kurtuluyorlar. Bu anıdan çok sonra Özal’ın oğlu da bu olayı anlattı ve gündeme getirdiydi.

Bu ve daha pek çok anı şimdi tarihte kaldı. Belki daha sonra diğer anılardan da yeri geldikçe bahsederim. Ekrem Pakdemirli’nin vefatıyla bir dönem daha geride kaldı. Şimdi oğlu Bekir Pakdemirli babasının bilgi ve tecrübelerini daha ileriye taşımak için siyasette emin adımlarla ilerliyor. Pakdemirli soyadı yaşıyor.