Ekonomide dünyanın neresindeyiz

Yayın Tarihi 16 Şubat 2021

İsterseniz bir fıkra ile başlayalım. Fare üzerinde denenmiştir. Fareye onun seveceği tüm yiyecekler küçük tabaklar içinde verilmiş, fare o güzel ve sevdiği yiyeceklere baka baka ölmüştür. Akp iktidarının mücahitlerinin müteahhit oluşu da adeta buna benzemektedir. Ankara’da parsel parsel satılan araziler, beşli çeteye verilen ihaleler bunun en somut göstergeleridir. Tabi bunun sonucunda ülkemiz insanları giderek yoksulluk sınırının bile altına düşmüş ve açlığa mahkum olmuşlardır. Bunun iktisat dilindeki ismi GSYH (gayri safi yurtiçi hasıla)dır. Türkiye’nin 1980 yılı başında %0.90 olan dünyadaki GSYH payı aradan kırk yıl geçtikten sonra ancak %1.4 olarak gerçekleşmiştir. Yani kırk yıllık zaman zarfında %1 bile artışı yakalayamamıştır. Dünya imalat sanayi katma değer payında da %1’ler civarında bir artış olabilmiştir.

Tabi Türkiye’nin dünya ihracat payındaki %1 oranında olursa doğaldır ki Türkiye’nin artan dış borçları katlanarak seyretmektedir. Hele yatırım adı altında sadece inşaata dönük betonlaşmayı ön plana alıp kalkınacağımızı öne süren bazı ekonomistlerin dedikleri hayata geçirilmek istenmişse (ki öyledir) sonuçta Türkiye artık OECD ülkeleri arasında 17. Sıralarda değil, son sıradadır. Yani 20.dir. Bu düzeltilmezse en geç önümüzdeki yıl dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasından çıkarılıp sıralamada yoksul ülkeler arasında yerini alacaktır.

Sonuç olarak Türkiye 1980’de herhangi bir ön aşamadan geçmeden düşük ücret ve düşük teknoloji içerikli sektörler temelinde dünya ekonomisine eklemlenmişti. 1980 sonrası uygulana gelen neo-liberal politikalar sonucunda ekonomide yapısal değişim gerçekleştirilemedi. Geniş emek rezervlerinin ve ucuz işgücünün verdiği imkanlarla bu yanlış politikalar kalıcılaştı ve Türkiye ekonomisi yarı sanayileşmiş bir aşamada tökezledi.

Çıkış yolu var mı? Elbette…