Eğitim eşitliği

Yayın Tarihi 05 Mart 2021

“Eğer Köy Enstitüleri yöntemleri yürütülseydi, Köy Enstitüleri devam etseydi, bugün Türkiye’de okuma yazma bilmeyen vatandaş kalmayacak, kafası ışımayan köylü çocuğu mumla aranacaktı.” Yaşar Kemal

 

Sizce bir tıp doktoru ağaç aşılayabilir mi?

Makine mühendisi, inekten süt sağabilir mi?

Diyelim bir mimar hangi toprağı nasıl işleyebileceğini bilir mi?

Avukat mesela su tesisatındaki arızayı tamir edebilir mi?

(istisnalar dışında , kişilerin ilgi alanlarına girmiyorsa tabii ki hayır!)

 

“Köylü milletin efendisidir” demiş Türk Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk.

 

Neden mi demiş, çünkü bir ülke de sadece sanayi değil,

Tarım, sanat, zanaat da önemlidir. E tabi işleyecek hammadde olmazsa ne üretecek sanayici!

Toprak işlenir, demir dövülür, makinalar çalışır…

 

Hatırlar mısınız bir zamanlar köy enstitülerimiz vardı. Yeni kuşaklara özetlemek gerekirse;

 

  1. Dünya Savaşından sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nde ( 1930’lu yıllar) 17 milyon nüfusun, 13 milyonu köylerde yaşıyordu... Savaş sonrası yıllar, yorgun ve fakirleşen halka eğitim ve öğretim verilmesi gerekiyordu. Kırsal kesimin kendi kendini kalkındırması amacıyla “Köy Enstitüleri”, kurulması tasarlandı.

 

Anadolu’da okul ve öğretmen eksikliği konusu da gündeme gelince 17 Nisan 1940 tarihli kanun ile dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü önderliğinde; Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un çabaları sayesinde, resmi olarak “Köy Enstitüleri” hayata geçirilmeye başlandı.

Cumhuriyet tarihinin ilk kızlı-erkekli karışık şekilde verilen eğitim sisteminde;

 

“Erkekler: demircilik, dülgerlik, yapıcılık

Kızlar: Dikiş-biçki örgü ve dokumacılık, ziraat sanatları Şubelerinden birine geçirilir ve özel yetenekleri ile birleştirilerek öğretmen olacağı çevreye faydalandırılacak duruma getirilirdi.

Köy Enstitülerinin vaziyet ve bina planları memleket mimarları arasında açılan müsabakalarla elde edilir. Bu projelere göre yollar, binalar, su, elektrik ve kanalizasyon tesisatı; ders tatbikatı ve temrini şeklinde öğrenci tarafından yapılır. Enstitülerde; mevcut öğrencilerin, öğretmenlerin, hayvanların besin maddelerini karşılayacak genişlikte ziraat işleri görülür. Deniz veya göl kenarındaki enstitülerde de balıkçılığa bu ölçüde önem verilir.

Kısacası enstitü öğrencisi iş hayatı içinde, iş vasıtasıyla iş için terbiye edilir. *

Köy Enstitüsünün ışıklarından Fakir Bayburt Gönenli yıllarını “Köy Enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını okula çağırıyordu” diyerek enstitüleri anlatıyordu…

Böylelikle, köydeki aileler çalışmak için şehirlere göç etmiyorlar, herkes özel yeteneğine göre iş güç sahibi oluyor. Üstelik de işlerini severek yapan kişiler devletine ve milletine üreterek, okuyarak hayırlı insanlar oluyorlardı. Toprak işliyor, eğitim veriliyor ve üretim yapılıyordu.

Sonra ne mi oldu, her iyi şey gibi siyasal nedenler uğruna bu enstitüler kapatıldı.

 

Kıymet verdiğim, kısmen tanıdığım kişiler arasında Köy Enstitülerinde eğitim almış öğretmen ve yazarlar var…

Geçen senelerde programıma, konuk ettiğim kıymetli yazar ve şair, Sayın Hidayet Karakuş , yayından sonra beni, YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ’nin ofisine götürdü. (Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır)

Bu derneğin; kitap yayını faaliyetleri, söyleşiler, yazar işliği gibi bilimsel ve kültürel anlamda faaliyetleri var.

YENİDEN İMECE adındaki dergileri, abonelik sistemiyle, okuyucularına aydınlık fikirler sunuyor. Derneği Kuranlar ise Köy Enstitülerinden mezun olanların çocukları!

Ne harika değil mi? Meşaleyi devralmışlar Cumhuriyet ışığını yakmaya devam ediyorlar!

 

Evet yazının başında da söylediğim gibi herkes akademik kariyer yapmak zorunda değil bu ülkede! Tamirciden çiçekçiye, dokumacıdan biçkiciye, dülgerlikten yapıcılığa tüm meslek dalları önemli üretimde.

 

Ve kimse cahil kalmaya mahkum edilemez Atatürk’ün Cumhuriyet’inde…

 

 

  • İsmail Hakkı Tonguç’un 1943 yılında yayımlanan Ankara Üniv. Dil ve Coğrafya Fak. Dergisi’nin 5. Sayısındaki makalesinden alınmış bir bölümdür..

Kaynak.: Yeniden İmece Eğitim Bilim sanat Dergisi