Doğal Afet

Yayın Tarihi 18 Ağustos 2020

21 yıl evvel 17 Ağustos'ta gece saat 03.02’de 45 saniye süren şiddetli bir depremle 20 bin vatandaşımızı kaybettik. Depremin merkezi her ne kadar İzmit’e yakın Gölcük ilçesi denilse de, Tekirdağ’a kadar tüm Marmara Bölgesi'ni kapsamıştı.

21 yıl evvel 17 Ağustos'ta gece saat 03.02’de 45 saniye süren şiddetli bir depremle 20 bin vatandaşımızı kaybettik. Depremin merkezi her ne kadar İzmit’e yakın Gölcük ilçesi denilse de, Tekirdağ’a kadar tüm Marmara Bölgesi'ni kapsamıştı. Bu felaketin yaralarının sarılması uzun yıllar alsa da bütünüyle geçti denilemez. Bu kadar can kaybının olmasının temel nedeni de binaların gelişigüzel yapılması ve kontrol edilmemesidir. Bazı binaların deniz kumuyla yapıldığı bile bu depremde görülmüştür.

Deprem sonrasında gördüğümüz manzaralar çok ürkütücü boyutlardadır. Yardım etmek amacıyla Gölcük yakınlarındaki Değirmendere’ye gittiğimizde gördüğümüz manzara anlatılamayacak kadar acıklıdır. Belediye binasının bulunduğu alan asırlık çınar ağaçlarıyla birlikte yok olmuş, denize karışmıştı ve Değirmendere’nin haritasının değiştiğini görmüştük. Çok acı bir manzaraydı. Bunca yıl geçmesine rağmen seyrek de olsa oradan geçerken inanın insanın içini bir endişe, bir korku kaplıyor. Hele Gölcük’e varınca o gecenin 03.02’yi gösteren saati kötü çağrışımlar yaptırıyor.

DEPREMDEN SONRA NELER OLDU?

Halkımızın dayanışma duyguları ile yaşama tutunabilenlere eşyadan yiyeceğe kadar büyük yardımlar sağlandı. Ancak devletin bu konuda yeteri kadar tatmin edici yardımlarda bulunduğu söylenemez. Evleri yıkılan vatandaşlar, yıllarca konteynerlerde yaşamaya mecbur bırakıldı. Deprem için toplanan bağış paraları iç edildi. Sırtını o günkü iktidara dayayan bazı bakan ve milletvekilleri depremi fırsat bilip büyük vurgunlar yaptı. Müteahhitler yine derme çatma (sağlamlaştırma adına) binaları ayağa kaldırmaya çalıştılar. Göstermelik olarak birkaç müteahhit, kısa süreli hapis cezalarıyla işi atlattı. Belki de yapılan tek güzel iş, acele bir deprem yönetmeliği ile belediyelerin, binaların sıkı denetlenmesini sağlamak oldu. O da zamanla sulandırıldı. Gün geçmiyor ki televizyonlarda, özellikle İstanbul’un değişik ilçelerinde, binaların kontrolsüzlükten dolayı nasıl yükselmiş olduğunu görüyoruz. Dört kat yapılması gereken yerlere iki kaçak katın eklenmesini yine çeşitli kanallarda izliyoruz.

"İnsanları depremler değil binalar öldürür" sözü özellikle metropollerde çok geçerli oldu. Üzülüyoruz, hem de çok. Son yıllarda iktidar, belediyelerin yetkilerinin artırılması yerine sanki yetkileri kendinde toplayıp belediyeleri devre dışı bırakmanın mücadelesini yapıyor. Oysa belediyelerin kendi kadrolarını liyakati esas alarak oluşturmasına müsaade edilse, bu çarpık kentleşmenin sonunu getirilebilir ve deprem bölgesi olan ülkemiz, felaketlerden daha az zararla çıkmış olur. Bir karşılaştırma yapacak olursak, 9 şiddetindeki depreme maruz kalan Şili’de kimsenin burnu kanamıyor, 7 şiddetindeki depremde ülkemiz şehirlerinde yıkılan binalar nedeniyle insanlarımız ölüyor.

17 Ağustos 1999 tarihinde ülkemizde yaşanan bu acı olayı anarken, gelecekte böylesi felaketlerin başımıza gelmemesini diler, kentlerin insanca yaşanabilir hale gelmesini ummak isterim.

Not: Eski CHP ve DSP il başkanı, çok sevdiğimiz ağabeyimiz Sedat Akman’ın ölümü nedeniyle tüm partililerimize başsağlığı diler, üzüntümü paylaşırım.