Dişil enerji: Anneler ve kızları!

Yayın Tarihi 18 Haziran 2013

Bir enerji uzmanı arkadaşım Taksim Gezi Direnişi için “Bu dişil enerjinin açığa çıkmasıdır” dedi.¶ Nasıl, anlamadım, dedim. “Aynı deprem gibi düşün” diye devam etti. “Depremde enerjinin boşalması gibi... Her Yer Taksim direnişi ile bir enerji boşalması yaşandı. Bu da dişil enerji idi.”

Benim saf saf baktığımı görünce ah garibim biraz daha açma ihtiyacı hissetti: “Dikkat ettin mi başından bu yana önce genç kızlar sonra da anneleri belirgindiler. Hem simgesel hem özdeksel rol oynadılar bu direnişte.”

***

Doğrusu hiç bu gözle bakmamıştım olaylara. Geri dönüp bir daha bakınca kırmızılı kadından tutun da evlatları için zincir oluşturan annelere kadar gerçekten kadın enerjisinin ne kadar belirleyici ve kuvvetli olduğunu bir kez daha gördüm. Siz de şöyle bir gözünüzün önüne getirin ve bakın belki başka örnekler de bulabilirsiniz. Mesela Ankara’da milletvekili sıfatından ziyade kadın ve anne Emine Ülker Tarhan’ın gece yarılarından sabaha kadar caddede binlerle oturması, mesela Aylin Nazlıaka’nın Kuğulu Park'taki canlı yayına yansıyan kadınlık, analık duygusu dişil enerji örnekleridir.

Anadolu, Kibele, Simirna, anaerkil toplum yapısının yeniden dirilişi mi bu?

***

“Moğolistan’da 10 bin yıllık kayıp Türk kabilesi Dukha’lar bulundu” haberi tam da Taksim Gezi eylemleri haftasında gündeme düştü. Çekilen belgeselde anaerkil ve eşitlikçi toplum yapısının halen sürdüğü belirtiliyordu.

10 bin yıldır sürdüğüne göre Dukha’ları Anadolu’ya mı getirsek, biz mi Dukha’ların yanına gitsek, diye düşünmedim değil.

Her yer Taksim derken Moğolistan ve Dukha’lar da mı kastediliyordu acaba?

***

Her yer Taksim direnişinin akıllarda kalan resimlerinden biri her halde şu olacak: Elinde BDP bayrağı olan bir genç Toma’nın biberli suyundan diğer eliyle elinde Atatürk resimli Türk Bayrağı taşıyan bir genci korumaya çalışması anında hemen yanlarında tazyikli suya karşı parmakları ile bozkurt işareti yapan bir başka gencin direnişi.

Bu resim üzerine ne kadar siyasi, felsefi yazı yazılsa azdır.

***

Etnik siyaset, alt kültür-üst kültür siyaseti vs. ile uzun yıllar gündem belirleyen gelişmeler yerini anti-emperyalist temelde ortak emek-hak direnişine bırakabiliyormuş demek ki!

***

1960 Anayasası'na ‘Bize bol geldi’ denmişti. 1982 Anayasası'na da ‘Çok dar’ dendiydi.

Şimdi yeni anayasa yazım sürecinde ne bol ne dar topluma yeni bir elbise biçilmesi bekleniyor.

Çocuk çok çabuk gürbüzleşiyor. Hangi elbiseyi biçersen biç illa ki dar geleceğe benziyor.

En iyisi mi?

***

En iyisi hiç anayasa yapmamak!

Bakın İngiltere’nin yazılı anayasası var mı? Yok. Pek ala anayasa yazılı olmak zorunda değil.

Bizde yazılı da kim dinliyor sanki?!

Anayasada toplantı gösteri, düşünce özgürlüğü falan haklardan bahsediliyor, sonra da ama…. deniyor.

***

‘80’ler, 90’lar gençliğinin başına saksı mı düştü?’ başlıklı yazımda şöyle demiştim: Onur direnişi en saygın direniştir. Yeni anayasamızın başlangıç maddesi yazılıyor sokakta, meydanlarda, Taksim Gezi Parkı’nda!

Evet, anayasa yazılıyor. İlla kağıda yazılmak zorunda değil. Toplumsal sözleşme de denilen anayasa, sadece temel hakları yazsa da olur. Bürokratik yapı ve diğer her şey temel haklara uyuyor mu, uymuyor mu ona bakarız ve toplum olarak karar veririz. Katılımcı demokrasinin önü açıldığında temel hak anayasasının da güvencesi sağlanmış olur.

***

Kim kazandı, kim kaybetti, bu iş nereye kadar gider vs. yorumlarından ziyade tarihsel perspektifte emek ve hak ekseninde nereye gitmesi gerektiğine bakmak gerek.

Bu direnişten yeni bir siyaset çıkar mı diye soranlar da var. Bu direniş sadece iktidara değil, aynı zamanda muhalefete de diyenler var.

Yeni bir muhalif siyaseti, bütünleşip iktidar olabilir mi sandıkta?

***

Biyo-enerji uzmanı arkadaşa sordum, birikim olursa yeni bir dişil enerji patlaması daha yaşayabiliriz, dedi.

Demek ki dedim kendi kendime, sorularımın cevabını henüz alamadım, soruların cevabı anneler ve kızlarında, dişil enerjinin açığa çıkmasında. Türklerin kökeninde de 10 bin yıldır anaerkil yapı varsa neden olmasın?