Depremler ve Başkanlar

Yayın Tarihi 10 Kasım 2020

Cumartesi akşamı İzmir’in en sevdiğim belediye başkanlarından biri olan Hasan Karabağ ile sohbet ederken daha Reis Erdoğan “CHP de enkaz altında kaldı” dememişti.

Cumartesi akşamı İzmir’in en sevdiğim belediye başkanlarından biri olan Hasan Karabağ ile sohbet ederken daha Reis Erdoğan “CHP de enkaz altında kaldı” dememişti.

 

Bayraklı Belediye Başkanı olduğu döneminde deprem gerçeğine en çok dikkat çekenlerden biri olan Karabağ ile hem yakalandığı ve yenerek kurtulduğu covid hastalığı hakkında dertleştik, hem de son günlerdeki gelişmeler üzerine sohbet ettik.

 

Başkanlığı zamanında halkı bilinçlendirmek için çok uğraşan, bu konuda çok aktif çalışan birimler oluşturan, hatta “Deprem Dede” olarak tanınan efsane bilim insanı Ahmet Mete Işıkara ile camilerin hoparlörlerinden geniş kitlelere ulaşma yolunu bile seçenekleri arasına koyan Hasan Karabağ, deprem önlemlerini alma sorumluluğunun sadece bir ilçe belediyesinin omuzlarına yüklenecek kadar basit bir sorun olmadığını, İzmir’de, Bayraklı’da bulunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün binasında bile “güçlendirme” yapan devletin aynı yörede yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamayı da düşünmesi gerektiğini söyledi.

 

Ama 1 gün sonra, yani hemen ertesi gün, “İzmir depremi CHP’nin enkaz altında kaldığı bir depremdir” diyen Reis Erdoğan, “Ruhsatlarını siz vermediniz mi? Sulak alanlara inşaat izni veren siz değil misiniz? diye soruyordu...

 

Karar sizin.

 

***

 

Gelelim Tunç Soyer’e…

 

Son yazımda Soyer’in çorba dağıtmasının “trajedi” olduğunu yazmış, “Siz hiç Mansur Yavaş’ın çorba dağıttığınu gördünüz mü?” diye sormuştum...

 

Başka söyleyeceklerim de var.

Tunç Soyer’in “depremde medya bizi yok saydı” söylemi tek kelimeyle berbattı.

 

Adaylığı döneminde önde gelen TV kanallarının hepsinde, en azından rakibi olan eski Bakan Nihat Zeybekci kadar çok ekranlarda görünen, hiç proje “mroje” anlatmamasına rağmen saatlerce ekranlarda kalan birinin ilk 500 küsur gün sonrası medyadan şikayetçi olması ibretlik bir şeydi.

 

Demek ki bir zamanlar medya ondan (İzmirliler gibi!) umutluymuş…

Şimdilerde medya onu “yok saydığına göre” demek ki kendine duyulan güveni “yok etmiş”...

Demek ki seçildiği günden beri akılda kalan bir icraatı olmamış ki, adayken onu yere göğe sığdıramayan İstanbul medyası bile ondan vaz geçmiş...

(Bisiklete binme, maratonlarda koşma, belediye binasının sütunlarını boyama, kasket takıp metroda yolculuk yapma, sanki habersizmiş gibi fotoğraflar çektirme, deprem sonrası çorba dağıtma gibi şeylerin aslında ne olduğunu medya anlıyormuş demek ki!)

 

Zaten şikayet ettiği medya tamamen kendisi aleyhine dönmüş de değil.

 

Son günlerde “bir kısım medya”, “alçak gönüllü olarak göstermeye çalıştıkları” Tunç Soyer’in odasını “altın varaksız ve banyosuz sade makam odası” diye lanse etti ama kimse oranın deprem yüzünden gidilen geçici bir yer olduğundan söz etmediği için kamuoyu açıkça aldatılmış oldu... Malum Türkiye’de herkes Başkan’ın seçilir seçilmez, İzmir’de konut olarak kendine Belediye’ye ait “şato”yu seçtiğinden de haberdar değil!

 

“Bir kısım medya” varaksız odalarla ilgilenirken daha birkaç gün önce kameraların kurtarılışını canlı izletip Türkiye gündeminin ilk sırasına oturttuğu Ayda bebek çıplak ayaklarıyla hastaneden taburcu oluyordu.

 

Tam da Belediye Başkanı’nın “biz, depremzedeler için, tek başımıza şu kadar bu kadar yardım topladık” dediği günlerde!

 

Neyse…

Yine bir soru ile bitireyim; “Tunç bey, bu 500 küsur günlük döneminizde, (yani bu sütunlarını falan rengarenk allayıp pullayıp makyajladığınız ama depremde içine girilmez hale gelen Belediye binanız da dahil olmak üzere) deprem ile ilgili olarak yaptığınız tek bir şey var mı; söyleyebilir misiniz rica etsem?”