Demokrasi, çoğunluğun değil çoğulculuğun sesi olmalı...

Yayın Tarihi 25 Ocak 2017

Türkiye ve dünyada toplumların büyük acılar yaşadığı, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi açısından son derece vahim gelişmelerin ardı ardına görüldüğü bir yılı geride bıraktık.

Demokrasi, barış, emek, özgürlük ve eşitlik güçlerinin birlikteliğinin gelişeceği, halkın adalet taleplerine ulaşılacağı, inançlar, emekçiler, emekliler, kadınlar ve gençler için sağlıklı, başarılı ve toplumsal adalet yönünde kazanımların elde edileceği umut dolu bir yıla, yeni ümitler ile girdik ulus olarak...

2017 yılına girmemizle birlikte, çok partili demokratik sistemde nerdeyse 65 yılı geride bıraktık.

Halen bir arpa boyu yol alamadık...

Yeni yılın ilk günlerinde TBMM’de başlayan anayasa görüşmeleri ile birlikte üzerinde en çok tartışmalara sebebiyet vermiş konulardan biri olan çoğunluk-çoğulculuk ilişkisinin gölgesinde kaldı demokrasimiz.

Demokrasinin gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısı sebebiyle ortaya çıkan çoğulcu demokrasi fikri yaşadığımız bu dönemde “Mutlak irade seçimdir. Bunun sonucunda kazanan çoğunluktur’’ anlayışına karşı merhem olamadı.

Çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden çoğulcu demokrasi, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini, azınlığın da bir gün çoğunluk olabilme hakkının doğabileceğini anlatamadı çoğunlukçu demokrasinin bağnaz savunucularına...

Çoğulcu demokrasi her tür fikre, her tür kesime mümkün olduğunca yer verilmesi gerektiğini, azınlıkta veya muhalefette olanların korunmasını, düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesini savunduğu için ülkemizde hep engellendi.

Çoğulcu demokrasinin bir ideoloji değil, bir yönetim biçimi olduğunu anlayamadı çoğunlukçu zihniyet.

Çoğunluğun verdiği güçle kamusal iradeye sırt çevirenler; demokrasilerde, iktidarların tek ve resmi bir ideolojinin uygulayıcısı olmadığını, bunu gerçekleştirmek için yönetilenleri zorlayamayacağını, toplumun bir ürünü olduğunu, halkın açıkça benimsemesine ve kabul etmesine dayandıklarını malesef unuttular.

Çoğulcu demokrasinin her şeyden önce, uzlaşmayı, karşılıklı hoşgörüyü ve saygıyı barındırması, temel felsefesini insanların mutluluğuna adaması, devlet ve kurumlarının bunu demokratik yollarla sağlamakla yükümlü birer araç olduğunu savunması korkuttu çoğunlukçuları..



Etnik, dini, mezhepsel farklılıkların toplumların zenginliği olduğunu savunurken, inanç, cinsiyet, dil, din, ırk, siyasi düşünce üzerinden ayrımcılığa bir o kadar karşı ve hiçbir vatandaşını ötekileştirmeyen siyasi tutumun bekçisidir çoğulcu demokrasi.

Tüm bunların ışığında farklılıkları kabullenerek, farklılıkların birbirimize uzattığımız silahlar değil tam tersine zenginliğimiz olduğunu anlamamızda yatıyor gerçek demokrasinin sırrı.

Ve bu yaşadığımız demokrasi tutulmasının akıl iradesiyle aşılacağına, demokrasinin pek çok sorununu çözebileceğini ve ülkemizi daha yaşanabilir hale getirebileceğini umut etmekten başka bir şey gelmiyor elden...