Cumhuriyet devrimi ve toprak-2 

Yayın Tarihi 09 Aralık 2020

Cumhuriyet devrimi ve toprak-2 

Türkiye Cumhuriyetinin ilk Sovyet Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov’un “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye anıları” kitabından yararlanarak yazmaya başladığım “toprak” konusuna deprem ve koronavirüsle mücadele süreci girince kısa bir ara vermek zorunda kaldım. Sonra baktım ki “toprak” konusu depremle de koronavirüsle de ilgili. Ve yazmaya devam dedim.  

5 Aralık Dünya Toprak günüydü. Etkin bir şekilde üzerinde durulmadan geldi geçti. Oysa her gün toprak günü, her gün toprak ve su günü. 

                           *   *   * 

         

Cumhuriyet devriminin de bundan önceki devrimlerin ve bundan sonra olacak devrimlerin de çözemediği ve çözemeyeceği şey ne biliyor musunuz?: Biz toprağı hangi gözle görüyoruz?!Toprak sahip olunması, hükmedilmesi, egemen olunması, yönetilmesi gereken bir şey olarak görüyoruz. Toprağı hâlâ insan merkezli görüyoruz, okuyoruz.  

Hani “toprak ana” diyoruz ya. Toprak ana’ya böyle mi davranmak gerek. Toprağı hükmedilmesi ve yönetilmesi gereken bir şey değil de onun bir parçasıyız anlayışı ile görürsek bakın nasıl her şey değişecek. O zaman Toprağa saygı göstereceğiz, onun için savaşmayacağız, onu kendi haline bırakacağız ve o bize hayat verecek, besleyecek, büyütecek ve sonunda bağrına basacak ve biz o zaman “benim sadık yârim kara topraktır” diyerek onun bağrına gireceğiz. 

                        *   *   * 

Toprağa başka gözle bakmamızı sağlayan “toprak dede” Tema Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca vefat etti ama bize dünyaya ve toprağa başka gözle bakmamızı devam ettiren Hayrettin Karaca’nın son gününe kadar arkadaşı sevgili Muazzez İlmiye Çığ yaşıyor. Bursa’lı hemşehrim Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ hanımefendi daha çok yaşasın ve bizi aydınlatmaya devam etsin. Toprağa saygılı yaşamanın sonucu 106 yaşındaki bu sevgi dolu Cumhuriyet sevdalısı kadın uğruna savaşlar verilerek elde edilen vatan topraklarının erozyonla, kötü kullanımla, hoyrat madencilikle kaybının geleceğimiz üzerindeki tehlikelerine dikkat çekmeye devam ediyor. 

*   *   * 

Çılgın proje diye sunulan ve İstanbul boğazının Trakya kısmını tekrardan ikiye bölecek kanal projesinin tartışıldığı günümüzde Boğazlar konusunun Cumhuriyetin ilk yıllarında da önemli olduğunu Sovyet diplomatının anılarından öğreniyoruz. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye ile iyi ilişkileri olan Sovyetler Birliği meğer savaş sonrası ilk notasını boğazlar konusunda vermiş. Kitaba göre Türkiye İngilizlerin İstanbul’dan çıkışları, Yunanlıların Trakya’dan çekilişleri üzerine müzakereleri yürütürken Sovyet Rusya’yı masaya çağırmıyor. Bunun üzerine Sovyet Rusya boğazlar konusunda müzakerelerin sadece emperyalist ülkelerle yapılamayacağını, kendilerinden gizli müzakerelere izin vermeyeceklerini bir nota ile iletiyor.  

Rus diplomatının anılarından uzun zamandır kafamda cevabını aradığım bir sorunun da çözümüne yaklaşıyorum. “Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa neden Dumlupınar meydan savaşından sonra İzmir’de Yunan ordularını denize döktükten sonra “geldikleri gibi giderler” dedikleri İngilizlerin işgalindeki İstanbul’a ordularıyla ilerlemedi? 

Rus diplomatı Aralov’un anılarında 146’ncı sayfada bu sorunun yanıtı olarak şöyle yazıyor: “Mustafa Kemal emperyalist devletlerin Türkiye ile ilgili, gerçek niyetlerini tamamiyle anlıyor ve onların Türkiye’ye, samimi ve dostça davranacaklarına güvenemeyeceğini görüyordu. Mustafa kemal, ileride imzalanacak olan barış antlaşmasına, Türkiye, emperyalistlerle yapacağı yeni savaşlar için hemen hazırlanma ve gücünü toplama olanağı verecek olan bir silah bırakışması, bir dinlenme devresi gözüyle bakıyordu. Barış antlaşmasını imzalamak gerekiyordu. Çünkü halk gerçekten de yorulmuştu ve dinlenmek ihtiyacındaydı.” 

                                 *   *   * 

Bugün toprakla ilişkimizi tamamıyla çözebilmemiz için toprağın tarihini, toprağın siyasetini bilmemiz gerekiyor. Bir deprem oluyor ve bilim insanları diyor ki binalar çürük zemine-toprağa yapılmış.  Daha toprağımızı tanımıyoruz, bir de insanlığın binlerce, milyonlarca yıllık yerküredeki serüveninden bahsediyoruz. Ne dersiniz, toprağı tamıma yazılarına devam edelim mi? Toprak devriminden önce kendi içimizde, iç dünyamızda, ruhumuzda devrim yapalım mı?  

“Bize ait topraklar ne demek! Biz toprağa aitiz.” (Kızılderili Şef Seattle)