Cumhurbaşkanlığı seçiminin tarihi önemi!

Yayın Tarihi 12 Ağustos 2014

10 Ağustos’ta sandığa gittik ve 12. Cumhurbaşkanını tarihte ilk kez doğrudan halk oylaması ile seçtik.

Tarih bu günlerdeki partiler içi tartışmaları kalın harflerle yazmayacak, kısır çekişmeleri hiç kaydetmeyecek ama; yüzyıllar sonra ilk kez bu coğrafyada doğrudan demokrasi uygulanarak halkın kendisini yönetecek başı seçtiğini yazacak!

Seçimi kimin kazandığından çok daha önemli olan budur. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesidir.

Orta Asya’dan, Anadolu Selçuklu devletlerinden, Osmanlı İmparatorluğunda padişahların belirlenmesinden, Cumhuriyet döneminden tutun da 10 Ağustos’a kadar devletin başındaki kişinin halkın tamamının katılımıyla seçildiğini gördük mü?

Cumhurbaşkanı halkın temsilcilerince seçiliyordu. Halk milletvekillerini seçip meclise gönderiyor, milletvekilleri de içlerinden birini veya dışarıdan birini halk adına Cumhurbaşkanı seçiyordu.

Peki, meclisin seçtiği cumhurbaşkanından halkın seçtiği cumhurbaşkanına nasıl geldik?

Meclise müdahale oldu, meclise Cumhurbaşkanı seçtirilmedi. Aynı 12 Eylül öncesi gibiydi durum. Meclis bir cumhurbaşkanını seçemezse ya darbe oluyordu ülkemizde ya da kaos.

12 Eylül öncesi Ecevit ve Demirel anlaşıp seçim kararı alsa veya bir cumhurbaşkanı seçse idi darbeciler belki yine darbe yaparlardı kafaya koymuşlardı zaten ama bu hususlar bahaneleri olmazdı. Veya ülke demokrasi içinde kendi çözümlerini arama yoluna koyulduğunda darbecilere zemin verilmez, darbecilerin eli böğürlerinde kalırdı.

Yine meclis cumhurbaşkanını seçmekte zorlanınca demokratik bir çözüm bulundu: o zaman halk seçsin!

* * *

Bir gecede yapılan bir anayasa değişikliği ile geçilen ve alt yapısı hazır olmayan bir sistem bizimkisi. Cumhurbaşkanını halk seçsin mi seçmesin mi sorununu yine halk çözdü ve referandumla kendi cumhurbaşkanımı kendim seçerim diye karar aldı. O anda çözüm gibi gelen sonradan soruna dönüşebiliyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi döneminde başkanlık, yarı başkanlık tartışmaları yaşandı.

Türkiye Amerika Birleşik Devletleri gibi farklı eyaletlerin birleşmesi ile kurulan ve başlangıcında bir başkana ihtiyaç duyulan bir devlet değildi.

Bizde başkanlık sisteminden evvel önce yarı-başkanlık sisteminin demokratik denemesinde fayda olabilirdi. Bunun için de katılımcılık ve denetimcilik bütün kurumları ile organları ile sisteme yerleştirilmeliydi.

* * *

Başkanlık, yarı-başkanlık, halkın seçtiği cumhurbaşkanı vs. isterse padişahlık olsun, halkın kendi kendini yönettiği, demokrasi ve insan haklarının olduğu bir sistem üzerinde kafa yormamız gerekirken sembolik ve şekilde kalacak sistemler üzerine neden bu kadar çok kafa patlatıyoruz, anlamıyorum.

Fransız Anayasa Hukuku Uzmanı ve Siyaset Bilimci Maurice Duverger’den tutun da birçok siyaset bilimciye göre en seçilmişi dahi diktatör değil midir? Seçilmiş diktatörler tanımı bu bilimcilere ait değil midir?

İşin özü demokrasidir. Halk yönetimidir. Barıştır, savaşsız toplumdur, insana, doğaya saygıdır, işkencenin olmamasıdır, hukukun üstünlüğüdür, özgürlüktür…

Seçmekle her şey bitmiyor. Hayat devam ediyor. Hayata karşı itirazlar devam ediyor.

İnsanlığın yönetim arayışı ve mücadelesi bunlara sahip olana kadar devam edecektir, .kendi yurdu bildiği sınırlarda ve kendi dünyası bildiği yerkürede ve yerküresinin döndüğü boşlukta…

Durun bakalım daha dün bugün iki, daha kaç kez cumhurbaşkanını doğrudan seçeceğiz, çocuklarımız seçecek, torunlarımız seçecek veee, seçecek, hep seçecek, bir gün seçmeye gerek kalmadan, sistemin kendini söndürdüğü ana kadar.