Corona çölünde bir vaha - 2

Yayın Tarihi 06 Mayıs 2020

Önceki günkü yazıma, “ben 4 Mart 2020 Çarşamba günü yayınlanan yazımda coronavirus ile ilgili uyarılar yazarken, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) daha pandemi ilan etmemişti” diye başlamış, 2 aydır hep bunu yazıp konuştuğumuza vurgu yapmış ve (naçizane) bu “Corona Çölü”de bir “vaha” sayılabilecek şeylerden söz etmiştim.

Önceki günkü yazıma, “ben 4 Mart 2020 Çarşamba günü yayınlanan yazımda coronavirus ile ilgili uyarılar yazarken, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) daha pandemi ilan etmemişti” diye başlamış, 2 aydır hep bunu yazıp konuştuğumuza vurgu yapmış ve (naçizane) bu “Corona Çölü”de bir “vaha” sayılabilecek şeylerden söz etmiştim.

Bu dönem geçtikten sonra, bu dönemden adeta intikam alır gibi yapabileceğimiz bir takım önerilerden…

Sevdiyseniz çarşamba da devam ederiz belki” demiştim… Buyrun efendim:

* İzmir (ya da diğer Ege kentlerinin çoğundan) Ankara’ya yolculuk yaparken yakınından hep geçtiniz ama ya uyuyordunuz, ya pencereden bakmadınız ya da bir otobüsteydiniz ve geceydi farkına bile varmadınız; Uşak yakınlarındaki Taşyaran Vadisi’ni mutlaka görün.

* “Ben orayı gördüm” diyen birkaç kişi olursa; o zaman, daha da ilginç (ama elbette çok daha zahmetli!) bir önerim var; Balıkesir Kepsut’taki Mezitler Kanyonu’na gidin.

* Arada şu akıllı telefonlarda gözlerinizi bitiren oyunlara mola verip 1970, 80’lerden kalma oyuncakları bulup oynayın (Laklak gibi... İpli olan orijinalleriyle bileğinizi sakatlamadan ama!)

* İkinci Dünya Savaşı’nda olup bitenleri “travmatik derecede çarpıcı” biri biçimde okumak istiyorsanız Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş adlı romanını okuyun.

* İtalya’nın Capri’sine, Yunanistan’ın Zakynthos’una özenip duruyorsanız, ama ne bileyim zamanınız yok ya da paranız “kısa” ise, biraz dolambaçlı bir yolu göze alıp bizim Urla’daki Korsan Koyu’nu bir görün.

* Keçi peyniri (gerçeğini mi yiyorsunuz hiç belli olmaz!) artık çok moda oldu; o belki tamamdır, size tavsiyem; manda kaymağını da mutlaka tadın.

* Hep radyoların ya da TV’lerdeki müzik kanallarının dayattığı şarkıları dinlemeyin ya, arada “Serserim benim” gibi köşede kalmışlara da bakın, kimden olursa olsun dinleyin, gerek şarkıyı ilk söyleyen Aşkın Nur Yengi’den, gerekse son dönemde (belki de bu şarkıyı söylediğinin farkında bile değilsiniz) Teoman’dan.

* Asırlarca yaşayan onca medeniyetin ardından, bu toprakların sahibi sizsiniz artık, antik kentlere sahip çıkın, onların tadını çıkarın, oralarda sizlere yüzyıllar önce bırakılmış mesajları almaya gidin, sadece Efes’i, Bergama’yı bilmekle olmaz arada Gerga’yı, Nysa’yı, Larissa’yı da ziyaret edin.

* Bu yılın yapımı bir Rus filmi var… Onca Amerikan filmi varken elbette bizim sinemalara ulaşamayacaktır. Adı Kalashnikov… Yönetmeni Konstantin Buslov, başrol oyuncuları Yuri Borisov ile Olga Lerman. Başarıya giden yolun “takdir” denilen şeyle nasıl açıldığını ama yine de ne kadar zahmetli olduğunu görmek isteyenler için öneriyorum. Sıkılanlar olabilir, sıkılmayanlar güzel bir ders alır.

* Günlerden bir gün yolunuz Bolu’nun harikası Abant Gölü’ne düşerse, kıyıya yakın köylerden tadı barbunyaya benzeyen siyak beyaz noktalı ve/veya yarısı beyaz yarısı turuncu fasulyelerden mutlaka alın.

* Salihli’deki Tatarlar’ın yaptığı kalpaklardan bulun, hatta bazı kışlar deneyin.

* Yunan adalarına yaptığınız seyahatlerden badem suyu somata içmeden dönmeyin. Bizim Tire’deki şahane örneğiyle kıyaslayın.

***

Güzel günler göreceğiz…

O günleri umutla, sabırla, ısrarla bekleyeceğiz.

Her ne kadar aramızda eşek yavrusunu (hem de annesinin yanında!) kangal köpeklerine parçalatanlar (Ankara Haymana’da), kaplumbağaları kabuklarını kırarak öldürenler (Antalya Alanya’da), yavru köpeği kulaklarını kesip sokağa terkedenler (Bursa Osmangazi’de) varsa da!