Çocuk istimarı artık son bulsun!

Yayın Tarihi 28 Şubat 2018

Çocuk istimarı artık son bulsun!
Kadına şiddetin, çocuklara yapılan tecavüz olaylarının son yıllarda giderek arttığına şahit oluyoruz.
Çocuk pornografisi, kadın ve çocuk ticareti, tecavüz, bunların yanısıra kadına yönelik şiddet tüm dünyada gitgide artıyor. Türkiye bu artışın en çarpıcı görüldüğü ülkelerden biri. 
Hele geçtiğimiz günlerde annesi kolon kanseri 4,5 yaşındaki kıza, babasının 1,5 yıldır tecavüz ettiğinin ortaya çıkması bardağı taşıran son damla oldu. Bu konuda birçok haber yapıldı, yazı yazıldı. Eylemin niteliğine ilişkin yorum yapıldı.
Ancak özellikle belirtmek isterim ki yazılı ve görsel medyada yapılan çocuklara yönelik cinsel eylemin taciz mi, istismar mı, tecavüz mü tartışması ne bilimseldir ne de ahlaki.
Bir çocuğa yönelik cinsel saldırı, saldırının niteliği ne olursa olsun tamamlanmış tecavüz olarak anlaşılmalıdır. Çocuğun bedeni bir bütündür ve herhangi bir bölümü bir diğerinden değersiz ya da daha önemli değildir.
Cinsel saldırının çocuğun‘cinsel organlarına' yönelik olup olmaması, eylemin derecesi gibi değişkenlere göre cezanın şiddetinin değişmesi kabul edilebilir birşey değildir. Çünkü, çocuk için cinsel organ, bekaret, cinsel ilişki gibi kavramlar birbirinden farklı anlamlar içermez. 
Çocuklara yönelik cinsel saldırı yapanların tümünün pedofili hastaları olarak görülmesi bilinçli ya da bilinçsiz bir çarpıtmadır. 
Aynı şekilde erkek çocuklara cinsel saldırıda bulunan saldırganların da eşcinsel oldukları kabülü saptırmadır.
Ne yazık ki çocuk tecavüzlerinin yüzde beşi, ensest ilişkilerin binde biri ortaya çıkarılmaktadır.
Çocuk istismarına yönelik hazırlanan raporların büyük bir kısmında istismarcıların yüzde 66’sının akraba, komşu gibi çocuğun tanıdığı kişiler olması ve istismarcıların yüzde 9’nun çocukla aynı evde yaşaması çok acıdır.
Son 10 yılda çocuk istismarı vakalarının yüzde 700 artmış olması ülkemiz adına utanç vesikasıdır.
Ruhen ve bedenen savunmasız bir yavrucak; 4,5 yaşındaki çocuğa hatta bebeklere bunu yapan  bir insanda bulunması beklenen vicdan, merhamet ve haysiyet niteliklerinden yoksun, kamu vicdanını çok derinden yaralayan ve toplumda üst düzeyde infial uyandıran eylemleri gerçekleştirenlerin, talep edilen ceza maddelerinin en üst haddinden cezalandırılması zaruri bir gerekliliktir.
Takdiri indirim sebeplerinin uygulanması ise tam bir aymazlıktır.
İstismar yargılamalarında takdiri indirimlerin uygulanmasının önüne geçilmeli, yargılama neticesinde başlayan infaz aşamasında koşullu salıverilme uygulamasının değiştirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca sosyal mecralarda çok tartışılan "kimyasal hadım uygulanması” tek başına bir çözüm mü? bunun da iyi sorgulanması gerekir.
Sorun; kurumların, ilgili dairelerin, bakanlığın çocukları ve kadınların koruyamamasıdır. Devletin görevi vatandaşını korumaktır. İstismara engel olamıyorsa koruyamıyordur.
Çözüm nedir derseniz önleme ve koruma mekanizmalarının daha etkin çalışmasıdır.  Oysa ki kadın ve çocuklar, bürokrasi süreçlerinde mağdur edilmektedir. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı ceza kanunu, mevzuat ve sözleşmelerin etkin düzenlenmesiyle ancak tam olarak koruyabiliriz.
Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yanısıra kolluk kuvvetlerinin de dahil olduğu etkili, hukuksal altyapısı sağlam ve yaptırım gücü yüksek bir koruma sistemi ivedi biçimde hayata geçirilmelidir.