CHP İzmir Kongresi üzerine

Yayın Tarihi 10 Şubat 2020

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciyken girdiğim bir sınavda bir soruya yanıt olarak bir karikatür çizmiştim; hoca en yüksek notu vermekle kalmamış, ayrıca kağıdımı derslerde defalarca örnek göstermişti.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciyken girdiğim bir sınavda bir soruya yanıt olarak bir karikatür çizmiştim; hoca en yüksek notu vermekle kalmamış, ayrıca kağıdımı derslerde defalarca örnek göstermişti.

Karikatür şöyleydi; bir başkanlık seçimi yapılırken, biri, bir bir kolu çekerek, elleri zincirle bir vincin ucuna bağlanmış olan delegelerin kollarını “kabul” dercesine yukarı kaldırıyordu!
Dünkü CHP İzmir İl Kongresi’ni izlerken o karikatürüm aklıma geldi.
Bu gerçek, -iyi anlatılabildiği sürece-, Türk siyasal tarihinin en büyük çelişkilerine bir örnek olarak tarihteki yerini alacaktır; o çelişki de şudur: Türkiye’yi, diktatorya heveslisi bir “tek adam”ın yönettiğini iddia eden CHP, demokrasinin en etkili laboratuvarlarından biri olarak tanımlanabilecek İl Kongresi’ne “tek adam” ile girmiş, “tek adam” ile çıkmıştır.
Genel Merkez’deki “tek adam” öyle istedi yani siyasetin dilindeki karşılığı ile “Genel Başkan öyle işaret etti” diye.
Peki bu gerçekten böyle midir?
Genel Başkan gerçekten böyle mi yapmıştır?
Yoksa İzmir’i dizayn etme uğraşındaki bir güç odağı böyle anlaşılmasını mı istemiştir?
Ben şahsen Kemal Kılıçdaroğlu’nun “İzmir’de benim istediğim adam olan Deniz Yücel’i seçeceksiniz, onu seçtireceksiniz, aksi halde hepinizi cayır cayır yakarım!” dediğini hiç duymadım; duyan olduğunu da sanmıyorum…
Ama madem öyle anlaşıldı; kendisi de seçimlere tabi olan Kılıçdaroğlu hiç sesini çıkarmadan olan biteni seyretmeyi tercih etmiş olabilir.
Olabilir yani!
Bu “Kılıçdaroğlu’nun işareti” konusunun “yanlış anlaşıldığını” anlatan tek adam hiçbir şeyden korkusu olmadığını benim şahsen iyi bildiğim Tacettin Bayır oldu ve blok liste-çarşaf liste yol ayrımında, pusulanın biraz olsun demokrasi tarafını göstermesinde etkili oldu.
Bütün bu acayip şeylerin yaşandığı kongre de İzmir’de yapılıyor, bunu da vurgulamak lazım…
İzmir, çoğu CHP’linin (mesela, benimle TV’lerin canlı yayınlarında defalarca sohbet eden Zeynep Altıok gibi) göğsünü gere gere söylediği gibi, Cumhuriyet ilkelerinin, Atatürk devrimlerinin kendine en ideal uygulama alanı bulduğu yerlerin başında geliyor (ve hatta Altıok’un dediği gibi bu konuda “başkent” niteliği taşıyan bir kent) ve doğal olarak da bu ilkelerin savuncusu olan CHP için çok özel bir önem arz ediyor; böyle bir yerdeki CHP İl Kongresi tek aday ile yapılır mı!
Aday olmak isteyip de olamayanların söyledikleri çok anlamlı değil mi?
Ezgi Deniz Urunga, “Özgürlük ve hak mücadelemiz ve kurucu ruhun getirdiği bu felsefe kongre salonunda unutulmuş mudur? Bizi bu sessizliğe götüren nedir? Hangi ilde görev bir adaya tevdi edilir? Soruyorum demokrasi mücadelesi unutuldu mu? Tabanın sesinden mi korkuyoruz? Parti içi mücadele de bu ruhla olmalıdır. Yarışmalar partinin ruhunu zenginleştirir. Bu zenginleşme bizi daha da güçlendirecek. Bizi bu iddiadan alıkoymaya çalışan kimdir? Gece pankartlarımızı asmamıza izin vermediler. Sabah ise tekrar asmak istediğimizde sorunlar çıkardılar. Biz neden korkuyoruz arkadaşlar? Siyaset yapmak cesaret işidir. Yürek gerektirir. Yüreğin kadını erkeği yoktur; ya mert olanı vardır ya namert olanı” derken, Cüneyt Oğuz, “ben il başkan adayı olabilmek için mücadele ettim, fakat bu hakkımız uygun bulunmadı. Bu demokrasiye vurulmuş bir prangadır. Vicdanlarınızı dinleyin diyorum. CHP’li olmak çok önemlidir. Bu durumu delegelerin vicdanına bırakıyorum. Sorumluluk artık delegelerimizin sırtındadır. Bu salondan çıkan sonucun daha demokratik olmasını dilerdim. Bu İzmir delegasyonuna yapılmış bir hakarettir. Bunu durumu kabul etmiyorum. Bu durumu siz de kabul etmeyin. Çünkü İzmir demokrasinin kalesidir. Biz İzmir medeniyetinin temsilcisiyiz" diyor!
“Kazananlar”a soruyorum; bu söylenenler kolay yutulur mu!