Çevre ve Aliağa

Yayın Tarihi 18 Mayıs 2021

Uzun zamandır çevre sorunlarıyla ilgili herhangi bir yazı yazmamıştım. Ancak Aliağa gemi sökümlerine gelecek olan bir asbestli geminin basında çıkan haberi bu yazıyı yazmama dayanak oldu. Geçmişte gerek belediye başkanlığım dönemimde gerekse milletvekilliğim döneminde başta Aliağa olmak üzere yöreyi çevre kirliliğine karşı sık sık uyarmıştım. Hatta örnek olarak da hava kirliliğinden doğan hastalıkların özellikle Horozgediği ve Bozköy’de yarattığı olumsuzlukları dile getirmiştim. Bütün bunları hatırlatmamın nedeni halkımızın kirliliğe karşı duyarlı olmasını sağlamaktı. Anayasamızın 56. maddesi der ki herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Anayasanın bu maddesinden hareketle vatandaş olarak görevimizi yapıyor muyuz? Ne yazık ki hayır! 
Denizi, havası ve toprağı alabildiğine kirlenen Aliağa’da kirliliğe karşı örgütlenen bir yapının olmadığı görülmektedir. Oysa geçmişte bu anlamdaki mücadele ileri bir aşamaya vardırılmış idi. Üniversitelerle, sendikalarla, sivil toplum örgütleriyle, meslek odalarıyla, çevre belediyelerle, basınla kurulan diyaloglar kirliliği önleyici tedbirleri hem gemi sökümlerde , hem demir-çeliklerde işveren statüsündeki kişileri ve şirketleri epey zorlamış onların da bu konuda duyarlı olmalarını büyük ölçüde sağlamıştık .
 Konumuz asbestli bir geminin sökülmesi için Aliağa’ya getirilmesi sözkonusu ise çevre kanununa uygun olup olmadığı araştırılmalıdır. Mesela, ithal izin belgesi var mıdır? Gas free ve fare imha belgeleri var mıdır? Liman başkanlığı bu belgeleri onaylamış mıdır? Çevre il müdürlüğü söküm izni vermiş midir? Bütün bunlara bakıldıktan sonra olması gereken gemi söküm derneği yetkilileri kaymakamlığın da katıldığı bir komisyon marifetiyle geminin belirtilen malzemelerinin dışında asbestli olup olmadığı saptanır.
 Dönemimde böylesi bir çalışmanın İsveç’ten gelen iki teknik adam ve ülkemizin en önemli gazetecisi diyebileceğimiz Uğur Dündar ile asbestli olan bir gemiye girmiş ve gördüklerimizi bir tutanağa bağlamıştık. Bu tutanağa göre o gemide var olan asbestlerin kuruması halinde toz bulutu oluşturup kentin üzerine dağılması ya da aynı yerde çalışanların terlemesi sonucu vücutlarına yapışması belli bir zaman sonra akciğerlere saplanıp kansere neden olduğu ileriki yıllarda görülmüştür. O nedenle Aliağa’daki kanser vakaları çevre ilçelere göre 1/7 oranında daha fazladır. 
Bu tehlikeli durum göz önüne alındığında asbestli gemilerin Aliağa’da sökülmesini önlemek en doğru harekettir. Zira gemi sökümlerde fiilen çalışan bir işçinin iş elbisesinin evde eşi tarafından yıkanması sonucu bilim adamlarının saptamasına göre ortalama 14 yıl sonra eşinin akciğer kanserine yakalandığı görülmektedir. 
İnsan sağlığı her şeyden önemlidir. Yaşadığımız covid-19 da bunu göstermektedir.