Çamurdan çaputtan

Yayın Tarihi 04 Aralık 2020

Çamurdan çaputtan

Yaşadığımız dünyada hepimiz, teknolojinin getirdiği yaşam koşullarından mıdır nedir, akıl oyunları, para hırsı ve görselliğe olan maymun iştahlı yüzeyselliğimizden, ruhlarımızı beslemeyi unuttuk.

     Günümüzde psikolojik ilaçların ve psikologların pirim yapması (moda haline gelmesi) bunu kanıtlıyor.

   Şimdi düşünün; paranın, görsel estetiğin hükmü olmadığı bir dünyada ne yapardınız? Amaları bırakın, sadece aynadaki gerçek, maskesiz kendinizi hayal edin! Bu dünyada amacınız, gerçek istediğiniz nedir, niçin yaşıyorsunuz?

     İnsanlar genellikle kendilerine iyi gelen şeylerden kaçma eğilimindedirler, galiba kendilerine iyi gelen ne varsa onları ruhlarına götürdükleri için. Onları bütünün parçasına ‘’BİR’’ e götürdükleri için..Bu düşünce hiç hoşumuza gitmez,egolarımız özümüze izin vermez.

Bunca sanatçının geceler boyu obsesif bir şekilde evrene, kendisine has melodisini sunmaya çalışması nedir sizce!

Yaşamdaki kayboluşlarımız, ruhlarımıza kulak vermememizin nedenidir. Bu yüzden, onca yaratıcılığı olan beyin, hayat koşturmacası içinde yitip gidiyor…

Mitolojik bir hikaye vardır:

Tanrılar toplanmış yeryüzündeki canlıları seyrediyorlarmış. Bu fanilerin varoluş nedenlerine aldırmadan, üstelik de yeryüzünde bu kadar kısıtlı zamanları varken, yaptıkları manasız şeyleri hayretle izliyorlarmış. Sonra da oturup günlerce nedenini niçinini tartışıyorlarmış aralarında. Mesela şu domuzları…Domuz denen şu yaratıkların çamurda debelenmelerine bir türlü akıl sır erdiremiyorlarmış. Bu domuzlar neden durmadan çamur denen pis, ıslak toprak parçasına batıp çıkıyorlar?

Sonunda Tanrılar domuzların çamurda neden debelenip durduklarını anlayabilmek için içlerinden bir tanrıyı yeryüzüne domuz olarak yollamışlar.

Görevlendirilen Tanrı domuz bir annenin karnından doğacak ve bir süre domuz olarak yeryüzünde yaşayacaktı. Sonrada kendisi gibi Tanrı olan arkadaşlarına gelip, domuzların çamurda yuvarlanma amaçlarını anlatacaktı.

Ve öyle de oldu. Seçtikleri Tanrı yeryüzüne domuz bir anneden doğarak dünyaya geldi. Biraz büyüyünce diğerleriyle birlikte çamur göletinin yanına gittiler. Önce, çamuru kokladı biraz tiksindi, sonra da alıştı. Günlerce diğer domuzlarla birlikte balçık çamurun içinde yuvarlanıp durdu.

Diğer Tanrılar merak ve sabırsızlık içinde onu beklerken domuz kılığında yeryüzüne inen Tanrı görevini unuttu, balçıklarda yuvarlanıp oynamaya devam etti. Öyle ki diğer Tanrıların yukarıdan seslenip çağırdıklarını duymadı bile…Verilen süreyi çoktan aşmıştı üstelik.

Domuz şeklinde yeryüzüne inen Tanrı amacını umutmuş olmalı ki, tanrılar onun yaşamına son verip yeryüzünden ayırmak zorunda kalmışlar.Görevi biten Tanrı diğerlerinin yanlarına geldiğinde ise, neden çamurda debelenip durduğunun cevabını  “BİLMİYORUM” Olarak vermiş!

İnsanoğlu da böyle … Bilmiyoruz!.. Doğduğumuz ilk halimizdeki saflığımızı zekamızı, yaratıcılığımızı kısaca Tanrısallığımızı duyumsayıp üretmek, hissetmek yerine, diğer ölümlülerle birlikte kıyaslamalar, egolar, kıskançlıklar, kinler, savaşlar, tatminsizliklerle yuvarlanıp duruyoruz..

Bilmiyoruz!

 Varoluş amacımızı ve gerçek mutluluğumuzu…Tanrısal gücümüzü unutup yeryüzü  denen bu çamur aleminde kayboluyoruz...