Çağlar Horasanlı ile İzmir’de…

Yayın Tarihi 18 Şubat 2014

Annesi ile bir tahta valizle Ankara’ya okumaya geldiğinde kafasına koymuştu yazar olmayı. Yol boyu elinde Hey dergisini okuya okuya gelmişti. Herkes onu Mardinli sanıyordu ama o İstanbul doğumluydu. Olsun bizde “Nerelisin hemşerim?” diye sorulduğunda doğduğu yer değil baba ocağı söylenir. Hatta örneğin Erzurumluyum denirse ikinci soru gelir; “İçinden mi?”

Ankara günlerini hala sevgiyle anıyor. “Ankara günleri çalışma odası oldu benim için” dedi.

Çağlar Horasanlı geçen hafta Konak Belediyesi 12’nci Öykü Günlerine gelmişti. Her zaman İzmir’e gelmiyor, bir daha ya kısmet gidip göreyim, sohbetine katılayım dedim. Gittim. 189 sayfa kitabını da aldım. Bir güzel imzalattım. Resim çekildim. Eminim beni kıskandınız. Siz de onunla resim çekilmek isterdiniz.

189 eskiden Alo Maliye hattıydı. Bir de Kabahatler Kanunu’na göre bazen 189 lira ceza kesiliyordu. Kitabın adı ise 189 sayfa olduğu için kondu. Yoksa başka bir nedeni yoktu.

Askerliğini Erzincan’da yaptı. Komutan “İstirahat!” komutu verdiğinde doğru ağaca çıkardı. O ağaçta kaç şiir yazdı, kaç kitap okudu. Sonraki yıllarda yazdıklarım da okurlarıma “dal olsun” diye düşündü. Birine dal olmak. Ne güzel. Benim de bir yazımın başlığı ve içeriği “dalımsın” idi.

İlk öykü dosyası basılmadı. Hala da duruyor basılmadan. Bastırmayı da düşünmüyor. Basılı ilk eseri “Son İstanbul” oldu. Verilen bir ödüllü geri alındı. Hala buna yakınmıyor. Çünkü “Son İstanbul” u da önce kimse basmaya yanaşmamıştı.

Yazılarını, şiirlerini, öykülerini, senaryolarını, şarkı sözlerini iç içe geçmiş birbirine bakan aynalardaki sonsuza uzanan görüntü gibi görüyordu.

Yazma edimini ise bir tür ruh çağırma seansına benzetiyordu. Hatta bu bizim-yazarların- şamanistik yanımız diye niteliyordu.

Türlerin diline çok önem veriyordu. Hiç şiirim şarkı sözü olmadı, izin vermedim dedi. “Aşk Yeniden, Telli Telli, Göç Yolları, Maskeli Balo, Olmasa Mektubun” neydi peki?

Yok bunlar elbette bize göre, bana göre şiirdi. Fakat Çağlar Horasanlı türlerin farkına çok sıkı sarıldığı için bunu kabul etmiyordu. Çok disiplinliydi. Hımm, bir de neredeyse “aşktan sorumlu devlet şairi” diye anılmasına şaşırıyordu. Oysa eserlerinde hınzır bir mizah vardı, görülmesini istediği. Hınzır mizahı hınzır okuru olarak gördük görmesine de bugüne kadar yazmadık.

Sözünü bitirirken “Arap atı gibiyim” dedi, açıldıkça açıldığını anlatıyordu. Sohbetin tadı damağımızda kalmıştı.

Onun adı Murathan Mungan’dı. Çağlar Horasanlı adı ilk eserinde kullandığı takma ad-müstear isim, mahlastı. Onu bir daha yeniden İzmir’de görebilecek miydik, yeniden sohbetini dinleyebilecek miydik, bilmiyorum. Bana yazarsa ben de size yazarım.