Bölgesel savaşlar dünya savaşının habercisi mi?

Yayın Tarihi 30 Eylül 2020

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist-kapitalist sistem “Biz niye kendi aramızda savaşıyoruz ki?” diye sordu ve cevabı şöyle buldu: “Bölgesel savaşlar!”

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist-kapitalist sistem “Biz niye kendi aramızda savaşıyoruz ki?” diye sordu ve cevabı şöyle buldu: “Bölgesel savaşlar!”

Emperyalizm açık işgal yerine direnen ülkeleri gizli işgali altına almaya başladı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra “self determinasyon” “kendi kaderini belirleme hakkı” diye ulusların kaderlerini belirleme hakkını tanıyan evrensel sistem hiçbir zaman bu hakkı kullanan uluslara müdahaleden geri durmadı.

Dünya tarihinde belki de ilk ve tektir gerçek anlamda bir ulusun uyanışı ve kaderini tam bağımsızlık ilkesiyle belirleyişi; o da Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı ile gelen bağımsız cumhuriyettir.

Geniş coğrafi ve ulusal birliktelikler başlangıçta üst birlikle bir güvence olsa da sonradan o geniş birliktelikler bir milletler hapishanesine dönüşebiliyor.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği önceleri emperyalist sisteme karşı ekonomik ve nüfus olarak zayıf olan milletler için geniş bir birliktelikle özgürlük ve dayanışma alanı açmıştı. Şu anda birbiri ile çatışma halinde olan bir çok millet bir üst çatı altında kuralları belirlenmiş bir sistem içinde savaşsız yaşayabiliyorlardı. Eski Yugoslavya böyleydi. Eski Sovyetler böyleydi. Fakat içinde yer alan milletlerin milli birliği, milli bilinci ve dini inanışları ve inanışlarını yaşamaları o üst birlikler için sorun olunca bu kez milli ve dini birlikteliklere karşı savaş açıldı. Bu kez o üst birliklerin parçalanma sürecine girildi. Yugoslavya böyle parçalandı, Sovyetler böyle parçalandı. Oysa o milletlere ve din, dil, kültür inanışlarına saygı gösterilseydi milletler barış içinde birlikte yaşamaya devam ederlerdi.

Amerika, Almanya aslında birer konfederatif devletlerdir. Milli birlikleri yoktur. Eyalet sistemleri ile yönetilmektedirler. Aslında eskinin padişahlık, yani imparatorluk sistemleri gibidirler. İngiltere Krallığı da öyledir. Yönetim ilkeleri halkın uyanışı ve mücadeleleri ile kazandığı hakları korumasından dolayı güya “çağdaş demokrasi” dir ama her alanda verdikleri vermek zorunda kaldıkları hakları kendi halklarından geri almanın peşindedirler.

Dünya sistemi nükleer silahlanma boyutunda öylesi noktalara gelmiştir ki son savaş “galibi olmayan savaş” olacaktır.

İnsanları “3. Dünya Savaşı olacaksa olsun artık!” noktasına getirmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Hatta televizyonlardan izlediğimiz, okuduğumuz kadarıyla raporlarla ortaya çıkan korkunç bir şeyin de peşinde oldukları artık gizleyemedikleri bir gerçek: “Dünyayı kıyamete zorlamak!”

Kuzey Kore ve Rusya başkanları zaman zaman öyle korkunç açıklamalar yapıyorlar ki; şöyle diyorlar: “Bizi aklınızın alamayacağı silahlar üretmeye zorladınız!”

Aklımızın alamayacağı, hayal dahi edemeyeceğimiz silahlar neler? Biyolojik silahlar mı? Ultrasonik silahlar mı? Dünyayı yok edecek silahlar mı?

Bizi yani benim gibi dünyada yaşayan, bir nefes aldığında oh çok şükür sadece nefes alabiliyorum, diye sırf buna şükretmez zorunda bırakılan (Özellikle bu korona günlerinde!) milyonlarca, milyarlarca insanı bölgesel savaşlara göz yumma veya tarafı olmaya zorluyorlar.

İster istemez ailenize, milletinize, yurdunuza, akrabanıza, komşunuza, soydaşınıza saldırı olduğunda tabii ki evinizi, akrabanızı, soydaşınızı savunuyorsunuz ve tabii ki savunacaksınız.

Haklı ve haksız savaş farkına şöyle varacaksınız: Savaş savaş için yapılmaz, savaşı sona erdirmek hedeftir. Barış içinde yaşayıp sorunları müzakerelerle zamanla çözmek mümkündür.

Ermenistan ile Dağlık Karabağ bölgesi ve Azerbaycan arasındaki konulara tarihsel analizle baktığımızda Ermenistan’ın iç sorunlarla sıkıştığı, koronavirüsle mücadeleyi yürütemediği ve ekonomik sıkıntıları savaşla aşmaya çalıştığı görülecektir. Ermenistan ile olan sorunları çözmek için oluşturulan Minsk grubu yeterli çalışmayı ve gayreti göstermediği için bölgesel çatışmalar yaşanıyor. Acaba sorunları çözme gayreti göstermeyen büyük güçler, Fransa, Amerika ve Rusya silah satmak için mi bölgesel çatışmaları çıkarıyorlar?!

Bize düşen emperyalistlerin oyunlarını boşa çıkarmak, bölgesel savaşların “mecburi savunma” dışında tarafı olmamak, ama soydaşlarımızla, dildaşlarımızla, akraba ve komşularımızla dayanışma içinde olmaktır. Biz soydaşlarımıza sahip çıkmakla ırkçı olmayız, ırkçı olan soykırımcı olan Bosna-Hersek’te Srebrenika’da Müslüman Boşnakları katledenlerdir, Hocalı'da köyleri yakıp katliam yapanlardır.

Savaşlara son vermenin yolu büyük silah üreten ülkelerin bu silahları pazarlamak için bölgesel savaşlar çıkarmalarını teşhir etmektir. Amerika ve Rusya her yıl silah ticaretinden, aslında kan ve can ticaretinden kaç dolar kazandıklarını açıklasınlar da görelim bakalım kim kanla besleniyor, kim bütün dünyanın ve insanlığın vampiri?