Bir “lahit” hikayesi…

Yayın Tarihi 08 Nisan 2021

Geçenlerde Bodrum’da bir lahit bulundu

Lahit, Anadolu uygarlıklarının ölü gömme geleneklerinde önemli bir yeri olan bir mezar türü.

Ölünün içine konduğu taştan bir sandık gibi.

 

Arkeolojik kazılara fazla ödenek ayrılmayan ülkemizde zaten “bunlar” ya yol yapım çalışmaları sırasında, ya inşaatların temel kazıları sırasında tesadüfen bulunuyor ya da defineciler talan ettikten sonra “kurtarma kazısı” adı altında onlardan kalan kırıntılar toplanıyor!

 

Bu defaki en acemi arkeologun bile kolayca anlayabileceği üzere bir “bakkaldan yeni alınmış gazoz şişesi gibi” hiç açılmamış olduğundan şahane bir “şov”a malzeme oldu!

 

Açılış”a Bakan da katıldı; Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da oradaydı.

Farkındalık” yaratmak için bundan daha güzel bir şey olabilir mi; bir kültür değeri envantere kazandırılıyor ve Bakan da bizzat bu süreci başından beri izliyor…

Çok olumlu bir davranış… Buna karşı kim ne diyebilir ki!

 

Ama ben madalyonun öteki tarafına bakacağım...

 

Her şey “tiyatro” gibiydi.

Korkunç şeyler de vardı; gülünç şeyler de…

 

Bakan’ın (arkeolojide “pelike” denen) o testiyi eline alıp incelemesi korkunçtu mesela… Çünkü dokunmaması lazımdı… Her ne kadar elinde eldivenler olsa da…

Ben bile Bakan’ın yerinde olsam “asırlar sonra ilk kez” duygusunun verdiği coşkuyla kendimi tutamazdım; dokunurdum” diyorum şahsen ama olmaz; mesela diyorum; ya elinden kayıp düşseydi?

 

Birinin, Bakan’ın gözlerinin önünde, bırakın “çiğneme”yi, “adeta okşanarak incelenmesi gereken” mezarın içine girip ayaklarıyla tarihi çiğnemesi trajikomik iken, basının Bakan’ın “Halikarnas’ın nekropol alanı” demesini “metropol alanı” diye yazması çok komikti!

 

Lahitin görünümünden içinden çok zengin mezar buluntusu çıkmayacağı belliydi; çünkü o dönem gelenekleri göz önünde tutulursa aşırı sade bir mezardı; adeta online alışveriş sitelerinin mukavvadan yapılmış devasa bir kargo paketi misali, üzerinde hiçbir şey yoktu! Ne bir kabartma, ne de bir kitabe… “Zengin”lerin lahitlerini görmek isteyenler herhangi bir arkeoloji müzesine (Mesela Manisa Müzesi’ne) gidebilirler!

Çoğu mermer lahitte sadece bir el girebilecek kadar oyuk açılıp o dönemlerde yani ölünün ilk gömüldüğü günlerde soyuluyordu zaten!

Bu tarif ettiğim oyuklar için “hadi yaaa’” diyenlere de müzelere gidip söylediğim şeyleri kendi gözleriyle görmelerini tavsiye ediyorum.

 

Neyse…

Bana kalırsa Bakanlık’ın böyle tek bir eserin gün yüzüne çıkarılması gibi münferit sayılacak şeylerle değil, var olan kültürel değerlerin korunması, antik yerlerin yağmalanmasının önlenmesi, “restorasyon”ların tarihin izlerini silecek biçimde yapılmasının engellenmesi gibi daha makro ölçekli şeylerle ilgilenmesi lazım...

 

Kültürel değerlerimiz çok önemli… En küçüğünden en devasa olanına kadar her biri geleceğimizi aydınlatan paha biçilemez ışıklar gibi...

Onları gözümüz gibi ve hatta bizzat kendi evlatlarımız gibi korumalıyız.