Bir ben vardır bende benden içeri

Yayın Tarihi 17 Ağustos 2020

Yunus Emre’nin dizeleriyle başlamak istiyorum yazıma.

Yunus Emre’nin dizeleriyle başlamak istiyorum yazıma.

“Beni bende deme bende değilim
  Bir ben vardir bende benden içeri
  Nereye bakar isem dopdolusun
  Seni nere koyam benden içeri

  Dinin terk edenin küfürdür işi
  Bu ne küfürdür imandan içeri
  Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
  Ki kaldı kapıda andan içeri”

Biz çok yanlış anlamlarda kullanıyor olsak bile gafletin içinde kalmanın ismidir aslında küfür.

Hakikati örten her şeyin ismi ya da…

Kısacası bir hakikat var ve hakikati görmemizi engelleyen küfürler var.

Hakikati apaçık bir şekilde göremiyorsak biz gafletteyiz.

Aynı Platon’un mağara alegorisinde olduğu gibi duvara yansıyan gölgeleri hakikat sanıyoruz.

Gaflette olduğumuz için aklımızı tam olarak kullanamıyoruz.

Peki hakikat nedir?

Koca bir soru işareti…

Aklımız sürekli endişeler, geçmiş ve gelecek ile meşgul.

İsteklerimizi kendimizin isteklerimiz sanıyoruz.

İşte bu yüzden bizler tam anlamıyla akıl edemiyoruz…

Ne yaşamı ne ölümü ne de varlığın kıymetini bilebiliyoruz…

İnsan, benliğinin derinliklerinde, tüm bilgeliği ve olabilecek tüm güzellikleri taşıyor aslında.

Lakin unutmayalım ki üzerimize giydiğimiz hırka daha önce başkalarının çıkardığı değil mi?

Gerçekten de öyle…

Kimler gelip geçti adına hayat denen deryadan, yahut rüyadan

Dedelerimiz vardı, hatta hiç tanımadığımız onların da dedeleri…

Onların çıkardığı hırkalar var halen üzerimizde.

Zamanı gelecek, bizden sonrakiler giyecek bu hırkaları ve hayat yine devam edecek elbet… 

Yaşayıp gidiyoruz işte bu deryada…

Yaşam zaten günün bir yerinde, bir saatinde gerçek aşka kavuşmak değil mi?