Beş kişilik yalnızlık!

Yayın Tarihi 26 Ağustos 2014

Beş kişiydiler. Dördü masada, yeşil çuhalı bir masada-hep bildiğiniz gibi oyun masaları yeşil çuhalıdır-artık rengi solmuş bir masada kâğıt oynuyorlardı. Yeşil çuhanın bazı yerleri yırtılmıştı, ne de olsa ikinci kordonda bakımsız bir kahvehanedeydi bu masa.

Beşinci adam bilmediği oyunlar oynayan ikisi beyaz sakallı, ikisi esmer dört adamı izliyordu. Birlikte ama her biri yalnız dört adamı.

Esmer olanlardan biri nargile içiyordu, diğeri boyuna cep telefonu ile konuşuyordu. Yaşlı olanlar ise, beyaz sakallı dediysem, öyle uzun sakal anlamamışsınızdır umarım, hani kirli sakal tabirinden olan birkaç günlük sakallıydı. Çevresi özenle alınmış bakımlı yüzlerde orta yaşı geçkin, ihtiyar demeye dilimin varmadığı bu insanlara sakal yakışmıştı.

Şen kahkahalarıyla tanıdığımız ihtiyar delikanlının yanında, başı boydan boya yarılmış, çenesinin altında da ameliyat dikiş izleri bulunan diğer ihtiyar delikanlı oturuyordu.

Kağıt oyunu işte, King, 81, kağıt okeyi gibi oyunlar. Daha önceleri briç de oynadıklarına tanıklık etmişti kıyıdaki genç adam.

Nargile içen, cin gibi desem hafif kalır, şeytan gibi desem alınır, bilgisayar gibi hesaplaması ve hafızası kuvvetli bir avukattı. Ben dışarıdan yapıyorum derdi. Amerika’dan bir iş takip ediyordu ve yakında, gerçi iki yıldır yakında diyordu, belki bir iki yıl sonra çok büyük bir davası sonuçlanacaktı. Belki milyon dolar bile alabilirdi.

Bilgisayar çipi takılmış kafalı bu nargileci, kâğıt oyununun çetelesini, hesabını tutuyordu. Kim kaç puan aldı, kim battı, kim çıktı falan.

Havada patlangaç kahkahaları olan ihtiyar, bu herge..i çok seviyordu, herge.. dediğimi duysa bana kızar belki ama bu yazıyı ona okutmam olur biter. Kimse de okumadığı bir yazıdan dolayı kimseye kızamaz.

Nargile içen bilgisayar çipi takılmış herge.., oyunu iyi biliyordu ve genellikle yenen o oluyordu.

Kafası ameliyat yarığı emekli banka müdürü, yaşı yetmişi aşmış diyorlar, ben söyleyenin yalancısıyım, masada yer değiştirdi ve nargilecinin sağından geçip soluna oturdu. Daha önce nargileci ona kağıt atarken, sıra öyleydi çünkü, şimdi o nargileciye kağıt atacaktı. Ama işte bütün sorun da buradaydı, eli çok ağırdı, kâğıdı çok geç atıyordu ve nargileci buna çok kızıyordu.

Yine kızdı tabii. Emekli banka müdürü, yahu dedi, yakın gözlüğümü evde unutmuşum, ne var bunda! Acelen ne? diye cevap verdi. Ama olmuyor ki, dedi öbürü.

Olmuyorsa olmuyor, niye masada kalıp bu anlamsız oyunu devam ettiriyorsun sen de. Nargile dumanı da sigaradan beter. İçenden çok yanındakini etkiliyor. Sen de ramazanda onları seyredeceğine git evine kitap oku. Beşinci adam kendi kendine dedi bunları.

* * *

Yok işte, her şey söylendiği gibi olmuyor. Çaycı çayları getirdi, masadan hesabın tutulduğu kâğıdı alıp, arkasına kaç çay verdiğini işaretledi, ayrılmadan evvel de başıyla şöyle bir kâğıtlara bakıp çok bilmiş pozlarda hımmm dedi. Sanki oyunu kimin kazanacağını o anlamıştı da kimseye belli etmemişti.

Bilgisayar çipli hergele, yanındaki daha kâğıdı atmadan masadan kâğıt çekmişti. Hızlıydı çünkü, bekleyemezdi. Ya atılan kâğıt işine yararsa. Karıştı yine ortalık. Emekli banka müdürü masadaki bütün kâğıtları ortaya topladı, kattı karıştırdı, ‘bitti yahu!’ dedi. Ben buraya işim gücüm var, bırakıp geliyorum, beni bekleyenler var, yine de sizin için geliyorum, dedi.

Ayağa kalktı ve tuvalete yöneldi.

Patlangaç kahkahalı akil adam, ne yaptın be yavrucağım, dedi kızarak nargileciye. Adam hasta, yapılır mı bu ona. Yakın gözlüğü yanında yok işte.

Diğer esmer oyuncu, cep telefonuyla çok konuşan borsacı kavgaya hiç aldırmıyordu. Ayağa kalktılar. Bankacı tuvaletten gelince hesabı ödedi, benim hayattan hiçbir beklentim yok, dedi. Ben oyun oynamayı seviyorum, sizi seviyorum, onun için geliyorum.

Gece ilerlemişti. Yerinde duracak değildi ya. Güz rüzgârı ince tenleri ürpertti. Katlı otoparkta arabalarına doğru yöneldiler.

Bankacı, ben Foça’ya gidiyorum, beni bekliyorlar. Lig tv’yi taşımadım. Hadi hep beraber gelin, dedi. Akil adam, yarın işçiler gelecek, ben Urla’ya gidiyorum, dedi. Borsacı çoktan ayrılmıştı.

Akil adam, Urla’ya giden arabasında, herge..ye kızıyordu. Be yavrucuğum, adam hasta, yapılır mı bu ona? Evde yalnız. Karısı da terk etti. Hayatta tek tutunduğu biziz. Aslında onunla gitseydik iyi olurdu.

Nargileci hala kendini savunuyordu, ama o da kâğıdı çok geç atıyordu, onunla Foça’ya giderdi ama akrabaları gelecekti.

Beşinci adam, yeşil çuhalar üzerinde nargile kokusunu çekerek oyun izleyen beşinci adam, Karataş’ta arabadan indi, iyi geceler dedi gidenlere: Beni de bekleyenler var.

Paspasın altından anahtarı alıp, kilidi kırık kapıyı açtı. Mutfağa geçip mum arandı. Ödenmeyen elektrik faturası masada duruyordu. Salon penceresinden Karşıyaka’nın bütün ışıklarını sayabilirdi tek tek.

‘Hepsi yalnız, hiçbirinin bekleyeni yok işte!’ dedi. Sesli söyledi bunu, birisi ile konuşur gibi. Yarım bıraktığı kitabı, Traven’in Altına Hücum’unu mum ışığına tutup okumaya çalıştı.

Birkaç sayfa okumuştu ki, gözleri yoruldu. İçinde, bir yalnızlık şarkısı, derinlerde bir yerde, sessizce, içten içe uğulduyordu, gözleri kapanmadan önce.

* * *

Bu yazı yıllar önce yazıldı ve yayınlandı kimseye belli etmeden.

Emekli bankacı-hani hasta olan- vefat etti. Bütün yalnızlar cenazesine katıldı.

Patlangaç kahkahalı akil adam hala haftada bir yalnızları topluyor, bazen okey oynuyorlar, bazen sinemaya gidiyorlar.

Sinema çıkışı herkes yeniden ‘beni bekleyen var’ diye ayrılıyor.