Beklenen miras hakkının devri

Yayın Tarihi 14 Nisan 2021

Miras hakkı, 4721 sayılı TMK.m.575 gereğince mirasbırakanın ölüm anı itibariyle doğar. Ölüm anı mirasın açılma anıdır.

Bugünkü konumuz “beklenen miras hakkının devri” olup, TMK.m.678 de düzenlenmiştir.

Beklenen miras hakkı” tamlamasından (söz öbeğinden) anlaşılacağı üzere doğmuş bir miras hakkı söz konusu değildir. Beklenen bir miras hakkı söz konusu olup, mirasbırakanın sağlığında yapılan bir işlemdir.

Beklenen miras hakkı, mirasbırakanın vefatı sonrası ancak henüz miras paylaşılmadan önce yapılan doğmuş miras hakkının tamamen veya kısmen devri (TMK.m.677) veya vefat sonrası terekenin paylaşımı için yapılan paylaşım sözleşmesi (TMK.m.676) ya da miras sözleşmesi (TMK.m.514) ile karıştırılmaması gerekir.

Demek ki bugünkü konumuz BEKLENEN MİRAS HAKKININ DEVRİ olup, bu devir beklenen mirası bırakacak olan yani muhtemel mirasbırakan henüz hayatta iken, muhtemel mirasçısı tarafından yapılan bir işlemdir.

TMK.m.678 ile muhtemel mirasçılarından birinin ilerde geleceği beklenen miras payını bir diğer muhtemel mirasçıya ya da üçüncü bir kişiye devretmesi durumu düzenlenmiştir. Öğreti de buna “beklenen miras payının devri” denilmektedir.

Beklenen miras payının devri ahlaki nedenlerle Roma hukuku başta olmak üzere birçok hukuk düzeni tarafından reddedilmiştir. İsviçre ve Alman Hukukunda olduğu gibi Türk Hukukunda da bazı şartlarla kabul edilmiştir.

Beklenen miras payının devri sözleşmesinin geçerli olması için:

  • Ön koşul olarak mirasbırakanın bu sözleşmeye katılmış olması veya izin vermiş olması gerekir. Aksi takdirde sözleşme geçersizdir.

  • Devir, kanuni veya atanmış mirasçılar arasında yapılacak ise kıyasen TMK.m.676 ve 677 gereğince adi yazılı devir sözleşmesi yeterli olacaktır.

  • Devir, kanuni veya atanmış mirasçılar tarafından üçüncü kişiye yapılacak ise kıyasen TMK.m.676 ve 677 gereğince noterde düzeleme şeklinde yapılmış olması gerekir.

  • Geçersiz sözleşme gereğince, yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.

4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkan 743 sayılı eski MK’nun 613 ncü maddesinde, mirasbırakanın “iştirak ve muvafakatı” şart iken, 4721 sayılı yeni TMK’nun 678 nci maddesinde mirasbırakanın “katılması veya izni” şeklinde yumuşatılmıştır. Burada beklenen amaç Mirasbırakanın hür iradesiyle sözleşmeye katılması veya izin vermesidir.

Mirasbırakanın sözleşmeye katılması veya izin vermesi onu sözleşmenin borçlusu yapmaz ve malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasını engellemez.

Doktrinde, iznin”, olur şeklinde anlaşılması gerektiği, “geçersizliğin” ise iptal edilene kadar geçerli olarak kalacağını savunanlar olmuştur ancak ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

Kanun koyucunun, mirasbırakanın sözleşmeye KATILMASINI veya İZNİNİN alınmasını aksi takdirde GEÇERSİZ sayılmasının aramadaki amacı, mirasbırakanın sağlığında şahsına ait malvarlığı üzerinde başkaları tarafından geleceğe matuf işlem yapılmasının önüne geçilmesidir.

Bu müessese hukuken olmasa da fiilen miras bırakmayı zorunlu kılan ve kişinin hür iradesiyle tasarruf etmesini engelleme riskleri barındırmaktadır. Bu nedenle de, mirasbırakacak kişinin KATILIMI veya önceden İZNİ alınmaksızın muhtemel mirasçı adaylarından birisi tarafından yapılmış bir beklenen miras devri sözleşmesine sonradan OLUR alınmasının sözleşmeyi geçerli kılmayacağı ve sözleşmenin başından beri geçersiz olduğu; konu doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğundan dar yorumlanması gerektiği, uygulamayla esnetilmeye çalışılmasının tehlikeli sonuçlara yol açabileceğinin her zaman göz önünde bulundurulması gerektiği görüş ve kanaatindeyim.