Bayramınız kutlu olsun!

Yayın Tarihi 06 Temmuz 2016

Özellikle yazdım. Hani yaşanan katliamlar, çekilen acılar, şehit haberleri, sıkıntılar arasında yine buruk bayram kutlamalarına inat herşeye rağmen Ramazan Bayramı'nı kutlamak istedim.

“Nerede o eski bayramlar” sözü bu yıl gerçek oldu. Terör, ayrılık, sıkıntılar bayram kutlamamızı kursağımızda bıraktı.

Atatürk Havalimanı'ndaki üç patlamada meydana gelen ölümler üzerine bu kez Türkiye’nin yalnız olmadığını gördük.

“İstanbul yalnız değilsin!” sözü Avrupa’da ve dünyada yankılandı.

İstiklal Caddesi, Sultanahmet, Ankara katliamlarında Türkiye yalnızlığı yaşamıştı. Bu kez öyle olmadı. Dünyanın dört bir yanındaki Türkler her dinden ve her ırktan insanların acıyı paylaştıklarını gördü. Acı paylaşınca azalırmış, gördü.

Şimdi bahanemiz kalmadı. İstanbul’daki patlamadan sonra Dakha’da ve Bağdat’ta katliamlar oldu.

Biz de Dakha yalnız değilsin, Bağdat yalnız değilsin, acını paylaşıyoruz! diyebilmeliyiz.

                                *   *   * 

“İyi ki biz değilmişiz diye şükretmek bile korkunç geliyor.”

İstanbul’daki patlamanın ardından Almanya’dan yazan okurum böyle diyor. Milyonlarca gurbetçimizin yüreğini paylaşan kardeşim Şenay Taşdemir gurbetçilerimizin bayramı nasıl buruk geçirdiğini aşağıdaki satırlarda şu güzel kelimelerle anlatıyor. Türkiye’de hemen her ailede bir gurbetçi olduğunu düşünürsek bu duygu yüklü satırları bayram kutlaması, bayram şekeri kabul etmeniz dileği ile sunuyorum: 

“Gurbeti yaşamayan anlamaz. Bildiğiniz açık cezaevi… Bir yıl köpek gibi çalışır, izin paranı biriktirir, imkanın varsa senede 1 kere gidersin. Çünkü yazın 4 kişilik bir ailenin uçak parası şanslıysan 2000 yuro tutar. Bir de harçlığın olacak yanında. Bi 2000 yuro da o.

Sevdiklerini öpüp koklamanın bedeli minimum 4000 yuro yani. Gurbette yaşayanlar mutluluklarını satın alır öyle gelir Türkiye’ye. Çünkü yaz oldu mu iki misli artırırlar her şeyin fiyatını.

Koskoca senede aileni 1 kere görürsün. Kardeşlerini, anneni, babanı, sevdiklerini o koca yılda bir kere koklarsın. DOYAMAZSIN.

Türkiye’ye gitmene birkaç ay kala geçmez o günler, bitmez.

Uçağa binince saatler bile ilerlemez. Gittiğinde bitmesin, yavaş geçsin günler diye dua edersin.

Gurbetten gelen misafirlerinizi izleyin uzaktan. Geç yatarlar ama ne kadar geç yatarlarsa yatsınlar erken kalkarlar. Ne kadar az uyursa o kadar çok kalmış gibi hisseder çünkü.

Yıllarca gider gelirler…

Her sene ailesinden ayrılırken bir yanı ölür. Gelirken heyecandan, dönerken ömründen hep bir yanı eksilir.

Geleceği zaman ailesi karşılar sevinçle, evde bayram havası olur. Yolcu ederken cenaze evine döner, kimsenin yüzü gülmez, herkes ağlar.

Böyle geçer bir gurbetçinin ömrü. Sonra bir bakarsın bir uçak iner!

Ailesi gelir, tabutunu teslim alır. Gülerek heyecanla beklenen o misafir ağlanarak ağıtlarla karşılanır.

Kimsesiz gibi. Bir uçağın deposunda bir eşya gibi gelir, sevdiklerine ve ülkesine.

Kısaca gurbet yarı ölümdür zaten.

Hani diyorlar ya Türkiye Avrupa’yı geçti, Almancıların havası kalmadı o yüzden Türkiye’nin kalkınmasını istemiyorsunuz.

Yok kardeşim valla öyle değil.

Hiç hava filan attığımız yok.

Sadece olsa olsa ailemize kavuşunca sevincimizi abartıyor biraz şımarıyoruz. Sevdiklerimize nazlanıyoruz. Hepsi bu!”

Bu bayram sevdiklerimizi biraz şımartalım, biraz nazlandıralım, çikolata tadında, şeker tadında, baklava tadında sıladan gurbete yol olalım.

Şimdi, yeniden herşeye rağmen ve gerçekten Ramazan Bayramınız kutlu olsun.