Balık boğulur mu?

Yayın Tarihi 16 Haziran 2021

Netflix kanalı birçok filmlerin yanı sıra öğretici filmler de gösteriyor. 2016’da yaşanmış bir olayı siz okuyucularıma nakletmek istiyorum.

İtalya’nın Sicilya’daki Palermo kentine yakın bir sahil kasabasında geçimini kendine ait bir tekneyle balık tutarak sağlamaya çalışan bir adamın hikayesi anlatılan filmde aynı zamanda çevre duyarlılığı ele alınmaktadır. Ayrıca kasabadaki yolsuzluğa bulaşmış belediye başkanının yerine kendisi aday olup seçimi kazanmıştır. Gördüğü manzara karşısında adeta şaşırmıştır. Küçük bir kasabada başıboş akan kanalizasyonlar, yine denize atılan çöpler, yanlış imar uygulamaları güzelim kasabayı yaşanabilir olmaktan çıkarmaya başlamıştır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi uyuşturucu gençler tarafından yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Belediye başkanı kentin bu bozukluğunu gidermek için işe önce denize atılan çöpleri halkının görmesini de sağlayarak temizlemiştir. Kasabanın içerisindeki çöp toplama merkezinin yerini değiştirmiştir. Yeşili de bol olan bir meydan tanzim etmiştir. Kasaba halkının takdirini de kazanmıştır. Geceleri zaman zaman gençlerin eğlendiği kafelere baskın yaparak uyuşturucu tacirlerini ve bunları kullananları bulundukları mekanlardan kaldırıp azarlayarak kovalamıştır. Bu güzel uğraşlardan sonra yaklaşan seçimlerde tekrar aday olmuştur. Seçimi de %80’in üzerinde oy alarak tekrar kazanmıştır. Artık deneyimli bir başkan sayılacağından dolayı kolları sıvamış ve köklü değişikliklere başlamak üzere ekibini yönlendirmek için girişimlere başlamıştır. Ancak uyuşturucu tacirleri boş durmamış ve gece pusu kurarak başkanı silahla öldürmüşlerdir. Palermo kenti mafyanın doğum yeridir. Bu kasaba da Palermo’ya çok yakındır ve İtalyan mafyasının cirit attığı yerlerdendir. Babaların memleketinde belediye başkanlığı yapmak da görüldüğü gibi risklidir.

Ufak çapta Aliağa’da ben de benzeri olayları birkaç kez yaşamıştım. Aliağa gemi söküm tesislerinde ilçe başkanı olduğum dönemlerde (1984-1985) kuyumcu esnaflığı yaptığım sıralarda bir bayan müşterimizin alışveriş için dükkanda bulunduğu esnada hırpani kılıklı bir genç kapıya yanaşarak “bir trafik kazasında mı, yoksa tabancayla mı öldürülmek istersin” deyip hızla yürüdü. Bayan müşterimi bıraksam, kim olduğunu tanımıyordum. Bırakmasam adamın kim olduğunu öğrenmem gerekliydi. Bayan müşteri doğal olarak alışveriş yapmadan korkarak çıktı, arkasından ben de kapıyı kilitleyerek çıktım ama sokakların birisinde kayboldu. Sonuçta sigortalı olsunlar diye uğraş verdiğim, ayrıca deniz kirliliğini önlemek için çaba sarfettiğim kentimizin gözleri para hırsı bürümüş olan katil adayları da boş durmuyorlardı. Herşeye rağmen uzun mücadelelerden sonra hem sigortasız işçi çalıştırmalarını engelledik hem de çevre kirliliğini büyük ölçüde önlediğimizi zannediyorum. En azından Marmara Denizi'ndeki salyaların yarattığı kirliliği şimdilik Ege’de ve Aliağa’da yaşamıyoruz. Balıklar boğulmuyor. Denizde oksijen tükenmedi. Diyeceğim o ki doğanın intikamı acı oluyor. Bazen insanların canına mal oluyor, bazen de tüm canlıların. Nazım Hikmet’in dediği gibi:
Kimi insan otların çeşidini bilir/ kimi insan balıkların...Dileyelim ki denizlerimiz berrak olsun, otlar görünsün, balıkların çeşitleri çoğalsın ve yaşanılası bir dünya olsun.