Aziz Nesin 100 yaşında İzmir’deydi!

Yayın Tarihi 31 Aralık 2015

Vay canına 1915-2015 tamı tamına 100 ediyor ve Aziz Nesin bir asrı deviriyor. Oysa belleklerimizde ne kadar taze, ne kadar yaşayan, ne kadar evde, sokakta bizle gezen biri. Hani bazen sanatçılar için söylenceler çıkarılır ya; duydun mu, filan sanatçı ölmemiş aslında, Ahmet Kaya ölmemiş örneğin, yaşıyormuş, Fransa’da görenler olmuş vs.

Aziz Nesin söylencesi çıkarılmamış, ölmüş ama yaşayan bir sanatçımız. Nasıl yani, hem ölmüş hem ölmemiş? Ölmemiş işte, her daim “tam Aziz Nesin’lik olay, Aziz Nesin olsaydı bak şimdi ne derdi? Aziz Nesin haklıymış, az bile söylemiş!” demiyor muyuz?

Ah Aziz Nesin ah!

Ölmemiş yaşıyor olsaydın neler derdin, neler! Ülkemizin şu haline bakar yine hiciv, mizah yapar mıydın, çuvaldızı batırır mıydın bi taraflarımıza, yoksa ağıtlara mı garkolurdun?

* * *

İzmir’de Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi'nde hem vakfının öğrencileri, hem yöneticileri, hem oğlunuz hem de Aydınlar Dilekçesi hazırlayıcıları ve yargılananlarla söyleşi dolu bir gün geçirdik. Biliyor musunuz bir öğrenciniz şimdi vakfın müdürü oldu, vakfı o yönetiyor. Sizi fiziken görmeyen yeni öğrencileriniz de tıpkı sizin gibiler. Hayret nasıl oluyor. Oluyor işte. Sizin kitaplarınızla oluyor. Şimdiki çocuklar harika!

* * *

12 Eylül 80 askeri darbe dönemi ile bugün yaşananlar karşılaştırılıyor. Benzerlikler ve aynılıklar var mı diye aydınlar arasında sorgulanıyor. Aydın tanımı yine tartışılıyor.

Aydın aydınlatan mıdır sadece? Aydın muhalif midir?

Temcit pilavı gibi her dönem tartışılıp duruyor.

Kenan Evren’e Cumhurbaşkanlığı köşküne verilen ve Evren’i hop oturtup hop kaldıran ünlü Aydınlar Dilekçesi ve ardından yargılanmalar konuşuldu.

Sizin o dönemlerde yaptıklarınızın onda biri bugün yapılmıyor. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşunda yer aldınız. Başkanı olarak her açıklamanız büyük ses getirdi. Sadece ses getirmekle kalmadı, gereği de yapıldı. Sendikanın bugünkü halini hiç sormayın. O etkinlikte değil.

Bugün de yaşasaydınız acaba ne tür etkinliklerde bulunurdunuz?

Mesela Bulgaristan’da Tudor Jivkov Türkleri asimile programı uygulayınca şiddetle karşı çıkmıştınız. Jivkov şimdi tarihe karıştı ve Bulgaristan’da Türkler dinlerini de dillerini de yaşayabiliyorlar. Hatta “Bulgaristan’da Türkler-Türkiye’de Kürtler” diye kitap yazmıştınız. Daha o zamanlar Kürt’e Kürt denemiyordu. Kürt’e karlı dağda yürürken çıkan ses anlamında kart-kurt denildiği zamanlardı.

Bulgaristan’da Türkler siyasi parti kurdular. Hatta iktidara da koalisyon ortağı oldular. Bulgaristan doğu bloku tabirinden çıktı, Avrupa Birliğine girdi. Türklerin partisi Hak ve Özgürlükler Partisi Bulgaristan’da demokrasinin güvencesi oldu.

Oy oranları %10-13 arası. Ana dilde eğitim istiyorlar, özerklik istiyorlar. Geçenlerde başkanlarını uzaklaştırdılar.

Biliyorum, Bulgaristan’ın Sovyet etkisinde iken orada verdiğiniz konferanslarda Türkiye eleştirilince müdahale edip, Türklere ve Türkiye’ye toz kondurmadığınızı, biliyorum. Türkiye’de biz demokrasi mücadelesi veriyoruz ama bu başkalarının Türkleri hakir görmeleri anlamına gelmez, diyordunuz.

Oysa Türkiye’de bir kesim sizi anlamadı. Aslında anladı da anlamadı. İşine öyle geldi. Bugünle için taa o zamanlardan aydın kıyımları yapıldı ve ses çıkaracak aydın bırakılmadı. Siz ölümlerden döndünüz.

Ölmeden önceki son televizyon canlı yayınında “Aktif siyaseti düşünmüyor musunuz?” diye soruma “benim yapacak o kadar çok işim, yazacak o kadar çok kitabım var ki…” demiştiniz.

Alaçatı’ya geçmeden önceki Foça söyleşisinde “1993 Nisanında İstanbul Ümraniye’de çöp patladı, Temmuz 93 te Sivas’ta ise toplumsal çürümüşlük patladı.” Demiştiniz.

Toplumsal çürümüşlük patladıktan sonra o kadar yayıldı ki, artık koku alamaz olduk ve çöplüğe alıştık. Çürümenin farkında değiliz.

* * *

Sevgili arkadaşım, dostum Aziz Nesin bu yazıma Nesin Vakfında yapmış olduğum bir röportaj fotoğrafımızı eklemek istiyorum. Resme bakıp bakıp, hey gidi zaman diyorum. 100 yıl değil, 500 yıl geçse de Nasrettin Hoca gibi yaşayacak bir Aziz Nesin’in çağdaşı olmak ne mutluluk, ne gurur!