Atatürk ve çağdaşlık (8)

Yayın Tarihi 29 Aralık 2020

Atatürk ve çağdaşlık (8)

Geçen haftaki yazımızı bitirirken cumhuriyetin devrimci niteliğine küresel dünyada özgürlüğü ayakta tutabilme niteliğine düşünce üretim merkezlerinin (üniversitelerin) özerkliğine çok önem verilmesi gerektiğini belirtmiştik. Buradan yola çıkarak konuyu yılın son yazısı olduğunu siz okuyuculara bildirirken ekonominin gereklerinden kısaca bahsetmek istiyorum . Sol felsefe açısından bakıldığında eğer insanın özgürlüğü ve mutluluğu ancak ekonomik ve sosyal koşulların değiştirilmesiyle sonsuza doğru hiç durmaksızın gerçekleştirilecek bir süreç ise,buna da inanıyorsak bu koşulları aralarında bağlantılar ve denklemler kurup bir bütün olarak değiştirmek için en elverişli çerçeve nereden bakılırsa bakılsın, ulusal devlet değil midir?

Öte yandan Avrupa Birliği gibi ekonomik bütünleşme hareketlerinin yavaş yavaş siyasal bütünleşmeye dönüştüğü ve tek para uygulamasıyla bu sürecin daha da hızlanacağı söylenebilir. Ayrıca bu tartışma zaten süregelmektedir.

Başlangıçta amaçlanan bütünleşmiş ulus kavramını gerçekleştirip ona dayalı olarak ‘ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlük’ diye tanımlanan devlet anlayışına erişmek, bugün yaşanan bölünmeleri ve kutuplaşmaları da bütünüyle ele alıp çözmeyi gerektirir. Örneğin çok somut olmasa da dincilik ve laiklik kutuplaşmasının ve bundan güç alan siyasal İslamcılığın özellikle gelir dağılımındaki bozukluktan kaynaklanmadığını söylemek mümkün müdür? Dolayısıyla, bu bozukluğu düzeltmenin din konusundaki kutuplaşmayı azaltacağı rahatlıkla savunulabilir. Devlet İstatistik Enstitüsünün ‘Türkiye Coğrafyasında gelir dağılımı ve oy dağılımı arasındaki ilişkiler’ konusunda yaptığı bir çalışma gösteriyor ki 1995’te milletvekili seçimlerinde Refah Partisini merkez solda kabul edilen CHP ve DSP’nin toplam oylarını geçerek birinci parti yapan yöreler hep ulusal gelirden en düşük pay alan yerler olmuştur. Örnekler yakın tarihlerde de (milletvekili seçimleri dışında) benzer şekilde sonuçlanmıştır. Tam üyelik konusuna uzak durmanın nedenlerinden biri de bu olsa gerekir.

Öyle zannediyorum ki dincilik-laiklik ikilemini aşarak ulusal bütünlüğe varmak bakımından özgürlük ve görev denkleminin kurulması gerekiyor. Bunun için de her alanda iyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş nitelikli bir toplum yaratmak olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Böylesi çağdaş bir toplumun ortaya çıkarılması halinde 31 Mart seçimlerinin koyduğu rakamlar insanı umutlandırıyor.

Bu umutlarımızın gerçekleşmesi dileğiyle Atatürk’ün yol gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine erişmek için bilimin yenmeye çalıştığı korona virüsle beraber daha sağlıklı bir dünya özlemiyle yeni yılınızı kutluyorum.