Atatürk ve çağdaşlık

Yayın Tarihi 10 Kasım 2020

82 yıl önce bugün kaybetmiştik Atamızı. O Atamız ki ülkemizi hem işgalden hem sömürüden kurtarmış hem de çürümüşlükten kurtarmış ve çağdaş toplum değerlerini öne çıkaran bir ülke teslim etmiştir.

82 yıl önce bugün kaybetmiştik Atamızı. O Atamız ki ülkemizi hem işgalden hem sömürüden kurtarmış hem de çürümüşlükten kurtarmış ve çağdaş toplum değerlerini öne çıkaran bir ülke teslim etmiştir. Çürümüşlük dedim de oradan yola çıkarak şu gözlemleri kısa başlıklarla belirtmekte yarar var. Çürüme nedir? Bir organizmayı oluşturan parçaların işlevlerini yitirerek birbirinden kopması demektir. Türkiye Cumhuriyeti’ne can veren düşüncelerde ve kurumlarda teker teker görünen yozlaşma, bu düşünce ve kurumları zayıflatmakla kalmamakta, aralarındaki bağlantıları da kemirerek bütün organizmaya genel bir çürüme görüntüsü vermektedir. Günümüzde Türkiye’nin sorunları çoktur. Bunların hepsini bu sütunlara sığdırmak mümkün değildir. Hele çözüm yollarıyla birlikte sunmak kitaplara sığmaz. Atatürk’ün ölüm yıl dönümünü anarken onun ne kadar büyük başarılara imza attığını söylemek daha uygun olur. İsterseniz daha önce yazdığım Erdal İnönü’nün sunduğu İktisat Kongresi gibi bir yaklaşımla içinde bulunduğumuz durumu 2-3 haftalık yazı dizimizle sürdürebiliriz.

ÖNCE GÖZLEMLERİMİZ

Ülkemizde yön duygusu yitirilmiş, coşku yok olmuştur. Nereye doğru sürüklendiği kestirilemediği gibi, nereye doğru gitmek gerektiğini söyleyen de çok nadir. Cumhuriyet’in son 15-20 yılını ilk 15-20 yılıyla karşılaştırınca dikkati çeken şey 1923’ten 2.Dünya Savaşı başlarına kadar olan dönemin Türkiye’si nereye yönelmek ve varmak istediğini bilen, daha doğrusu Cumhuriyet’in ana yönünü ve hedefini sezen, buna coşkuyla sarılan bir ülkeydi. 12 Eylül döneminden bugüne kadar olan Türkiye ise, nereye yönelmesi ve varması gerektiği konusunda şaşkın, tereddütlü, kuşkulu ve endişeli. Doğru-dürüst yönü ve hedefi de yok. Üstelik, halkının ve özellikle gençliğinin gücü büyük ölçüde iğdiş edilmiştir.

Elbette nüfus, eğitim düzeyi, yetişmiş insan gücü, ekonomik gelişmişlik üretim ve tüketim hacmi gibi göstergeler açısından Cumhuriyetin ilk yıllarıyla son yılları karşılaştırıldığında, rakamlarda elbette son dönem lehine bir durum var gibi. Daha büyük ve daha çok okuyan nüfus var öte yandan daha fazla üretim, daha bol tüketim var…ama, buna karşılık kendine ve yöneticilerine güvenini yitirmiş , coşkusuz bir toplum söz konusu. 10. yıl marşının bunca zaman sonra büyük bir heves ve coşkuyla yeniden söylenmesi, güfte ve bestesinden ziyade sözlerindeki ‘Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri’ gibi coşkulu anlatımların çağrıştırdığı umut ve öz güven susamışlığından kaynaklanıyor olmalı.

Bu ihtiyacı karşılamak için arada sırada yön ve hedef gösterir gibi edilen cılız sözler, bu sözleri edenlere duyulan inancın sarsılmış olmasından ötürü inandırıcı ve etkili olmaktan uzak kalıyor. Ne yazık ki, zaman zaman ve yer yer etkili olan toplumlar için yön ve hedef gibi kavramlardan söz etmeyi çağ dışılığa yönelik yozlaştırılmış bir sahte özgürlük anlayışı olarak nitelendiriliyor.

10 Kasım Ata’yı sadece ölüm yıl dönümünde anmak değil onun yol göstericiliğini de anlatmak gerekir. Bu düşünce ile tekrar yüce önderimizi saygıyla anıyorum.