Aşkın gözyaşları soldu!

Yayın Tarihi 19 Ağustos 2014

Onu önce balkonda gördüm. Aldırmadım. Körfezi seyrettim, ‘bana bak hallerine’ aldırmadan.

Sokakta elektrik direğine yuva yapmış acemi kumrular da yok artık. Gözlemleyebileceğim hiçbir şey yok.

Vapurları sayıyorum ben de.

Konteynırları. Küçük yelkenlileri.

Yelkenliler hafta sonu çıkıyor Karşıyaka’dan. Beyaz köpükler içinde coşkun çocukların şen kahkahaları misali.

 

* * *

 

Beni aramadı. Kaç gündür aramadı. Ben mi arasam acaba? Kim daha dirençli? Arayan mı, aramayan mı? O da benim gibi telefonun ucunda bekliyor mudur?

 

* * *

 

Ekmek doğradım kumrulara sabaha karşı. Şimdi uyuyorlardır. Ben balkondan içeri geçince onlar da gelir.

Dur, sularını da koyayım. Yaban güvercinleri ile kavga etmeseler bari.

Şu saksılara da su dökeceğim ama alt balkonda Hayriye hanım kızıyormuş. Saksılardan sızan su balkonuna geliyor diye.

* * *

Günlerdir uyumuyorum. Uyuyamıyorum. Balkondan salona, salondan yatak odasına, sonra tekrar balkona.

 

Karşıyaka da olmasa. Körfez olmasa.

Gemiler ve Yamanlar dağı olmasa.

 

Ne yaparım ben?

 

* * *

 

Şu saksıları sulamak iyi gelecek bana aslında ama. Parmaklık demirinin duvar dibinde duran saksıdan sarkan ne acaba?

‘Bana bak hallerine’ bakın hele. Bakmıyorum işte!

Önceleri kaktüsün dibinde yaban otları arasından çıkan acemi bir yaprak ot sandım. Saksının kıyısından salındıkça salındı. Küçük yeşil damlalar gibi.

Bir ara ağlıyor sandım. Bana bakıyor ve ağlıyor.

Damla

damla.

Salkım saçak oluyor saçları. Bir çocuk misali ilgi bekliyor.

Vapur düdüğü ile birlikte işe gidenlerin türküsü başlıyor. Siyah bir duman vuuuuuu yapıyor gökyüzüne. İskele atılıyor. Bir koşuşturmacadır gidiyor.

Hayat işte.

 

* * *

Taner, bunun adı; ‘aşkın gözyaşları’ dedi. Sulamazsan solar!

 

* * *

 

Kim ekti, ne zaman kendi kendine çıktı, ne zaman bana bak hallerine büründü, ne zaman beni deli etti, ne zaman adı kondu, anlayamadım.

Saksının kıyısından saçlarını sarkıtmış yaramaz bir çocuğun damla damla, yeşil yeşil, yaprak yaprak, zeycan zeycan, gökyüzünden ağmış, yere düşmeden önce son pırıltısını veren su damlası, gözyaşı damlası saçları, deli ediyor beni, deli ediyor.

 

* * *

 

Kurudu işte. Sulamazsan kurur demişti Taner.

 

* * *

Telefon da gelmedi.

 

* * *

Körfez ve gece bitmiyor.

Parmaklığın kıyısında saksıdan sarkan damlalar solgun bakıyor.

Bana bak hallerinden eser yok şimdi.

Aşkın gözyaşları soldu. Daha ben onu keşfedemeden. Kurudu ve soldu işte! Ne yapayım, soldu işte…